Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Koçluk Nedir? Nasıl Tanımlanır?

0

Koçluk nedir sorusunu  ICF şöyle cepalıyor: “Müşterilerle, kişisel ve profesyonel potansiyellerini en üst düzeye çıkarmaları için ilham veren, düşündürücü ve yaratıcı bir süreçte ortaklık olarak tanımlar.

Profesyonel koçlar, müşterilerin kişisel ve profesyonel yaşamlarında tatmin edici sonuçlar elde etmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış, sürekli bir ortaklık oluşturur. Profesyonel bir koç, insanların performanslarını iyileştirmelerine ve yaşam kalitelerini artırmalarına destek olur.

Koçlar, her bir müşterinin ihtiyaçlarına yönelik yaklaşımlarını dinlemek, gözlemlemek ve kişiselleştirmek için eğitilmişlerdir. Müşterinin kendi çözüm ve stratejilerini ortaya çıkarmasına çalışırlar. Müşterinin doğal olarak yaratıcı ve becerikli olduğuna inanırlar. Koçun işi, müşterinin halihazırda sahip olduğu becerileri, kaynakları ve yaratıcılığı geliştirmek için destek sağlamaktır. ”

DEHB koçluğu:

“DEHB Koçluğu, koç ve danışanın müşterinin hedeflerini belirlemek ve danışanın bu hedeflere ve tam potansiyele ulaşması için ardından öz farkındalığı, sistemleri ve stratejileri- gerekli becerileri- geliştirmek için birlikte çalıştıkları işbirlikçi, destekleyici, hedef odaklı bir süreçtir[1].

DEHB koçluğu, hem yaşam koçluğunun hem de DEHB koçluğunun ideallerini ve temel yetkinliklerini kapsar. Bu yaklaşım, müşterileri yaratıcı ve becerikli bireyler olarak onurlandırırken, DEHB / Yİ (yürütme işlevi zorlukları) olan müşteriler için başarı yaratma yolunda gereken yapı ve stratejileri sağlar. DEHB koçluğunda, müşterilerimizi daha çok sorumlu tutarız ve genellikle genel yaşam koçluğundan daha sık temasa ve  plana sahibizdir. DEHB / Yİ olan müşteriler ile buluşmak haftada en az bir kez gerçekleşir ve bu, birçok yaşam koçluğu veya yönetici koçluk programında olduğundan daha sıktır. DEHB / Yİ’li müşterilerin, güçlü alışkanlıklar oluşturmak için gereken tutarlılığı sıklıkla bozan yaygın “gözden uzak, akıl dışı” tuzağından kaçınmalarına destek olmak için kontrolleri sürece entegre ederiz.

Koçluk:

  • Eylem ve gelecek odaklıdır. DEHB / Yİ olan bireyler anı yaşama eğilimindedir, bu nedenle koçlukta günlük seçimlerle gelecekteki hedeflerin yörüngesi arasında güçlü bağlantılar kurmak için yapılan çalışmalar değerlidir.
  • Bu bilişsel becerileri geliştiren danışanlar, kendi kendilerine daha kararlı hale gelirler ve hayatlarının sonucunu seçme konusunda güçlenirler.
  • Müşterileri, zorluklardan öğrenme ve başarılarından gurur duyma ve sahiplenme becerilerini geliştiren gerçeklik perspektiflerini değiştirmede desteklemek bilişsel becerileri güçlendirirken yönlendirici olmaktan daha çok destekleyicidir.

Koçluk, genel yaşam memnuniyetini artırmada ve hem kişisel hem de profesyonel olarak tatmin edici sonuçlar yaratmada inanılmaz derecede güçlü bir yöntemdir.

Siz de bir koçluk kariyerine hazırsanız. Gençler ve Öğrenciler için Profesyonel Koçluk ve Eğitim ve Öğrenci Koçluğu hakkında daha fazla ayrıntıyı öğrenin. Geçen yüzyılın en çok teşhis edilen ve hastalık olarak tanımlanan DEHB yi, yine geçen yılın en çok tercih edilen beceri seti ile eşleştirin. Gençler ve Öğrenciler için Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Koçluğu  ile  gençlere destek olun. Öğretmenseniz Okullar da öğretmenler için özel olarak tasarlanan  Öğretmenler için Koçluk Becerileri eğitimlerinin ayrıntılarına bir göz atın.

[1] Sarah Wright ADHD Coaching Matters: The Definitive Guide. Pg. 22

Zor Çocukları Anlamak

0

Zor Çocukları Anlamak kitabında yardıma ihtiyaç duyan, anlaşılması zor olan çocuklara yaklaşım şekilleri ile nasıl yardım edilebileceği konusunda rehberlik tavsiyeleri sunulmaktadır.

Kitapta birçok örnek karaktere ve kurgusal duruma yer verilmiştir.

Kitap on iki bölümden oluşmakta olup ilk altı bölümde karakterler, vaka ve olay tanıtımı, ilerleyen üç bölümde çözümlerin vurgulanması onuncu bölümde ailevi sorunlar, on birinci bölümde de okul içerisindeki uygulamalar ve sorular ele almaktadır. On ikinci bölümde ise kısa toparlayıcı bir özet kısmına yer verilmiştir.

Çoğu çocuk düşüncelerini, fikirlerini, endişelerini, bakış açılarını ve duygularını uyumlu bir şekilde ifade edebilcek gerekli donanıma sahip olmadıklarından bunları en uygunsuz kelimelerle ya da hareketlerle ifade etmektedir. Bunların sebepleri gelişmemiş beceriler ve çözümlenmemiş sorunlardır.

Sorunları çözerken, zamanlamayla birlikte takip edilmesi gereken yola dikkat edilmelidir. Sorunlar tek taraflı değil çocukla iş birliği yapılarak çözülmelidir. Zor çocukları anlamak için takındıkları tavır ve becerilerini tanımlamak en iyi yoldur. Bu tür çocukları anlamak adına yazar bizi ilk adım olarak “Lives in the Balance” web sitesinde yer alan forma yönlendirmektedir. Bu form çocuktaki gelişmemiş becerileri ve çözülmemiş sorunları değerlendirmemizde kolaylık sağlayan bir araçtır.

Kitap mümkün olan durumlarda, çözülmemiş sorun tanımlarının her birini ‘zorlanma’ ifadesiyle bitirin der. Ancak davranışın yazılmaması önemli bir etkendir. (Örneğin; Sabahları okula gitmeden önce giyinmekte zorlanma, yatmadan önce dişlerini fırçalamada zorlanma gibi.) Çocuğa bunları ifade ederken de bu dilin kullanılması kritik bir önem taşımaktadır. Sorunları ya da sorunu genel değil parçalara ayırmak, detaylandırmak da işi kolaylaştıran başka bir yoldur. Çocuğun yaptığı eyleme değil, o eylemi yaratan soruna odaklanmaktır ise takip edilebilecek başka bir adımdır.

Otizmli, şiddete meyilli, tikleri olan, Tourette Sendromlu, çift kutuplu duygulanım bozukluğu olan, IQ su yüksek, intihara meyilli, iletişim bozukluğu olan, konuşma zorluğu çeken çocuklar bu kitapta yer alan örnekler ve vakalardır.

Kitapta verilen bu ve benzeri karakterlerde çözülmemiş sorunlar ve gelişmemiş beceriler sorunu yaşandığı görülmektedir. Bu ve benzeri sorunları yaşayan çocukların ebeveynleri çaresizce çözüm için birçok yol denemişlerdir. Halbuki yapmaları gereken sadece çözüme kavuşturulamamış sorunları ve gelişmemiş becerilerin tespitini ilk aşamada yapabilmektir. Çözülen sorunlar ve fark edilen gelişmeyen becerilerin tespiti zorlayıcı atakların azalmasına yardımcı rol oynamaktadır. Mevcut sorunlar işbirlikçi ve proaktif bir yaklaşımla çözüldüğünde yoksun becerilerin de öğretilebileceği görülmektedir.

Çözülmemiş sorunlarla baş etmek için üç seçenek sunar yazar bize;

A, B ve C planı.

A PLANI; Yetişkinlerin isteklerinin sorunlara dayatılması tek taraflı bir çözüme yöneliktir. ’ ……… olmasına karar verdim.’ şeklinde bir yaklaşım söz konusudur. Bu plan zor çocukları anlamada ve sorunu çözmede işe yaramayan bir plandır.

B PLANI; Sorunun işbirlikçi bir yaklaşımla çözülmesini gerektirmektedir. Üç aşamadan oluşur;

A) Empati Aşaması: Çocuktan bilgi alacağımız aşamadır. (Çocuğun endişeleri, çözülmemiş sorunları ve olaylara bakış açısı gibi). ’Fark ettim ki………gibi kelimelerle başlar ve ‘Neler Oluyor?’ gibi kelimelerle son bulur.

Örneğin; Geceleri dişlerini fırçalamakta zorlandığını fark ettim, Neler oluyor?

Zor çocuklar size 5 olasılıktan biriyle karşılık verebilir. Neler oluyor? dedikten sonra;

1.Birşeyler söyler. Daha fazla bilgi alma çabamız ‘derine inme’ olarak tanımlanır ki en zor olanı budur. Amaç burada çocuğa onun endişelerini veya bakış açısını anlama çabanızın yüzeysel ya da üstünkörü olmadığını, yani onu gerçekten anlamaya çalıştığınızı göstermek olmalıdır. Derine inme stratejileri;

Yansıtıcı dinleme;

Çocuğun söylediği her şeyi tekrar etme sanatıdır.’

Nasıl yani?

Pek anlayamadım?

Aklım karıştı, bu konuyu biraz açar mısın?

Ne demek istedin? gibi.

En çok kullanılan stratejidir bu.

Kim, ne, nerede veya ne zaman gibi kelimelerle başlayan sorular sormak.

-Çözülmemiş sorunların neden bazı şartlar altında ortaya çıkıp diğer koşuşlar altında meydana gelmediğini sormak.

-Çocuğa çözülmemiş bir sorunla karşılaştığında ne düşündüğünü sormak? (Ne hissettiğini değil)

-Çözülmemiş sorunları bileşenlerine ayırmak. Gece yatağa yatmanın bileşenleri olduğu gibi, sabahları okula gitmek için hazırlanmanın ve ödevleri yapmanın da bileşenleri gibi. Bunları yaparken çocuk yardıma ihtiyaç duyar.

2.Hiçbirşey söylemez ya da ‘Bilmiyorum’ der. Bu durumda sabırlı ve teşvik edici olmak gerekir. ’İstediğin kadar düşünebilirsin. Acelemiz yok.’ gibi

3.’Bu konuda bir sorunum yok’ der. Burada sizin endişelerinizin çocuğun endişelerinin önüne geçtiğini söyleyebiliriz.  ’odanın dağınık olması’ gibi. Yansıtıcı dinleme burada işe yarayacaktır.

4.’Şu an bu konuda konuşmak istemiyorum ‘der. Çocuğu zorlamamak veya konuşmak istememesinin nedeninin ardından cesaretini toplayıp konuya da başlayabilir.

5.Savunmaya geçer ve ‘seninle konuşmak istemiyorum ‘der. Veya daha kötü bir ifade kullanır.

B) Sorunu Tanımlama Aşaması: Aynı sorun konusunda kendi endişelerimizi veya bakış açınızı çocukla paylaşacağınız aşamadır. ’Endişem şu ki…’veya ‘Aklıma takılan şu ki……’ ifadeleriyle başlayan cümleler gibi.

C) Davet Aşaması: Sizin ve çocuğunuzun gerçekçi ve karşılıklı olarak tatmin edici bir çözüm konusunda tartışacağınız ve anlaşacağınız aşamadır. ‘Şimdi bu sorunu nasıl çözebileceğimizi düşünelim’ ya da ‘şimdi bunu nasıl çözebileceğimize odaklanalım’ gibi ifadeler kullanırız.

Ancak bazen B planını uygulamak için doğru zamanlar oluşmamaktadır. Örneğin çok sinirli olduğumuzda doğru düşünmek daha da zorlayıcıdır. Amacımız, sorunu tekrar ortaya çıkmadan önce çözmek olmalıdır (Bu proaktif B planıdır). Örneğin; Çocuğunuzla dişlerini fırçalamak konusunda B planını kullanarak konuşmak için en uygun zaman, olayın gerçekleştiği andan ziyade çocuğun dişlerini fırçalama göreviyle karşı karşıya kalmasından çok öncedir. Bu sorun çözme konuşmaları için de çocuktan randevu almak iyi bir fikirdir. Ve B planı sadece bir süreçtir. Sihirli bir teknik ya da hızlı bir çözüm yolu değildir, zaman gerektirir.

Acil durum B planı ise; doğrudan yansıtıcı dinlemeyle başlar.

Çocuk ilaçlarını içmeyeceğini ifade ediyorsa ‘İlaçlarını içmeyeceksin. Neler oluyor?’

Bugün okula gitmeyeceğim diyorsa ‘Bugün okula gitmeyeceksin. Neler oluyor? buna örnektir.

C PLANI; Bu plan çözülmemiş sorunu en azından başlangıçta bir kenara bırakmayı sağlar. Örneğin; dişleri fırçalamanın düşük öncelikli bir çözülmemiş sorun olduğuna verdiyseniz çocuğunuza dişlerini fırçalamasını söylemeyin. Öncelikli sorun olarak belirlediklerinize odaklanmayı önermektedir.

Kendimizi zorlayıcı bir atağın ortasında bulduğumuzda otomatik olarak A planını genelde ortaya konulmaktadır. Ancak en doğru hareket, yazara göre, herkesin sakin olabileceği bir ortam yaratmaktadır. Çocuk o anda hala akılcı düşünebiliyorsa B acil planını devreye sokabiliriz.  Ya da C planını uygulayıp atağa sebep olan sorunu çözmek için ilk fırsatta kullanılmak üzere erteleyebiliriz

Zorlayıcı ataklar, öncelik sırasına koymadığımız veya kaçırdığınız çözülmemiş sorunlar konusunda oldukça önemli bilgiler verir ve bize odaklanmamız gereken alanı göstermektedirler. İlaç kullanan veya kullanmak zorunda kalan çocuklar için de A, B veya C ya da acil B planı uygulanabilir.

Kelime dağarcığı az olan çocuklar için de resimli kartlardan faydalanılabilmektedir. Sorun çözme kartları olarak da adlandırabileceğimiz bu kartlar, iletişim kurma becerilerinde herhangi bir sorun olmayan ancak olay anının gerginliği altında endişelerini kelimelere dökmekte ve olası çözümleri düşünmekte zorlanan çocuklarda da fayda sağlayabilmektedir.

Zor çocuklar okul ortamlarında da pek çok sıkıntı ile baş etmek durumunda kalabilmektedirler. Ancak genelde ilaç kullanımı ya da durumlarında utanç duyma gibi sebeplerden ataklar evde daha çok görülebilmektedir. Okul ortamındaki disiplin cezaları A planını temel alır.  Gerekli becerilere sahip olmayan bu çocuklar çeşitli cezalara veya okuldan uzaklaştırmalara kadar uzanan bir süreç yaşamaktadırlar. Gerekçe cezanın örnek teşkil etmesi ve diğer çocuklara uyarıcı bilgi vermesidir. Halbuki okulda farkındalık, ivedilik, mantık, uzmanlık gibi işbirlikçi olabilecek bileşenler olmalıdır. Öncelikle eğitmenlerin gelişmemiş becerileri ve çözülmemiş sorunları tanımlaması ve B planını kullanma becerilerine sahip olması gerekmektedir. Bu ve benzeri kitapları okumak uzmanlık konusunda kazanım getirir; ileri uzmanlık ise deneyim, çaba ve cesareti gerektiren pratikten gelir.

Gelişmemiş becerileri ve çözülmemiş sorunları. Tanımlamak okulda çocukla iletişim kuran yetişkinlerin de dahil olduğu bir ya da iki toplantının düzenlenmesini gerektirir ve bu toplantılardaki standart tartışma kılavuzu, gelişmemiş becerileri ve çözülmemiş sorunları değerlendirme formu olmalıdır.  Bundan sonraki aşama da B planında uzmanlık kazanmaktır. Bu süreç, pratik, kesintisiz geribildirim ve koçluk ihtiyacını doğurmaktadır. Empati aşamasında derine inmek, yetişkinin endişesini veya bakış açısını tanımlamak ve ifade etmek, çözümler konusunda beyin fırtınası yapmak ve çözümlerin gerçekçi ve karşılıklı olarak tatmin edici olup olmadığını değerlendirmek hem eğitimciler hem de ebeveynler için zor gelen unsurlardır. Ebeveynler ve öğretmenler birlikte çalışmak durumundadır.

Davranışsal açıdan zorlayıcı çocuklara yardım ederken göz önünde bulundurulması gereken başlıca özellikler, açık fikirlilik, kişinin eylemlerine başka bir bakış açısından bakmaktır. İstekli olmak, yeni uygulamaları deneme konusunda cesaretli davranmak ve B planını kullanarak gelişmemiş becerileri ve çözülmemiş sorunları değerlendirirken sorun yaşamamak için sabırlı ve sakin olmak önemlidir. Çocuk, davranışsal zorlukları içinde boğuşurken akademik konularda, eğitim konusunda ısrarcı olmak boşuna çabadır. Çünkü kitap yazarının sloganında da belirtildiği gibi: “ÇOCUKLAR EĞER YAPABİLİYORLARSA EN İYİSİNİ YAPARLAR.”

 

YAZARIN ÖNERDİĞİ KİTAPLAR;

  1. SARAH LAWRENCE-LİGHTFOOT

The Essential Conversation :What Parents and Teachers Can Learn From Each Other.

  1. Prof Dr. Ross W.Greene(2008)

Lost at School

  1. Adele Faber-Elaine Mazlish

Siplings Without Rivalry

  1. Tonu Wagner

The Global Achievement Gap:Why Even Our Best School Don’t Teach The N ew Survival Skills Our Children Need – and What We Can Do About it.

YAZARIN ÖNERDİĞİ WEB SAYFASI

Lives in the Balance  www.livesinthebalance.org

Hazırlayan: Tuba KARAARSLAN

Pandemi döneminde öğrencilerde öz disiplin sağlamak

0

Pandemi Öğrencilerde öz disiplini sağlamak

Pandemi döneminde “Uzaktan eğitim çocuğuma çok uzak” endişesi taşıyorsanız…

Önce hepsi eğitime verilen bu zorunlu arayı bir tatil olarak gördü. Sabah erken kalkmayacakları, hafta içi okula hafta sonu kursa koşturmayacakları için sevindiler.  Hemen arkadaşlarla buluşma planları yapıldı. Ama sonra anne babaları onlara “çıkamazsın” dediler. Zira, toplu taşımayı kullanmaları, arkadaşlarıyla kalabalık gruplarda bir araya gelmeleri, AVM’ye ya da bir kafeye gitmeleri riskliydi. Bu durum ev kuşu olanların canına minnetti tabii, ama sosyal kelebek olanlar epey bir isyan ettiler, söylendiler. Onlar da durumun ciddiyetini anladıktan sonra, bugünlerde durumu kabullenmiş görünüyorlar.

Bu ilk haftayı evde çocuğu ile geçirenler için bu 1 hafta standart bir ara tatil gibiydi. Ancak esas: sınavımız bugün başladı: uzaktan eğitim. Normal zamanda, tüm öğrencilerin (ve belki ailelerin) hayali olan bu durum, şimdi gerçeğimiz haline gelince hepimizin aklında benzer sorular uyandırmıştı;

– Evden eğitim nasıl olacak?

– Çocuğum disiplinli olarak çalışabilecek mi?

– Bu yüz yüze eğitimin yerini tutar mı?

Hele ki LGS ya da üniversite sınavına hazırlananlar için bu konu daha da kritik ki bu konuya da Milli Eğitim Bakanlığı açıklık getirdi   ve sınavlarda sorular yüz yüze eğitim bölümlerinden olacak açıklamasını yaptı. İçinde bulunduğumuz bu zorlu günlerde bu açıklama bir nebze de olsa gönüllerimize su serti.

Öncelikle şunu söyleyeyim, Türkiye’de uzaktan eğitim altyapısına sahip olmamız büyük şans. Daha bugün, çocuğu Kanada’da lise sonda okuyan bir tanıdığımdan duydum; Kanada’da korona virüs sebebiyle okullar bu dönem için tamamen kapanmış. Önce uzaktan eğitim yapacaklarını söylemişler ama böyle bir altyapı olmadığı ve bu altyapıyı kurana kadar zaten okul dönemi sona ereceği için “herkesi geçireceğiz” deyip, dönemin sona erdiğini duyurmuşlar. Henüz herkesi neye göre ve kaç puanla geçirecekleri konusu açık değilmiş tabii, bu puana göre üniversite kabulü alacaklar ise gerginmiş. Bizim okulların da kapalı olma süresi uzayabilir. Ancak ne güzel ki çoğu özel okulun uzaktan eğitim için kendi iç düzenlemeleri var; olmayanlar ise eğitimlerine Milli Eğitim Bakanlığı’nın Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemiyle hem online olarak hem de TRT okul kanalından devam edecekler.

Kabul edelim onlar dijital bir kuşak. İletişimi online kurmaya, bilgiyi dijital olarak almaya alışık ve aşinalar. İş bu dijital becerileri kullanmaya gelince, hepsinin farklı görüşleri var. Görüştüğüm öğrencilerim, eşin dostun arkadaşın çocuklarıyla yaptığım sohbetlerden gördüm ki bilinçli bir neslimiz var ama sorumluluğu paylaşabilmek istiyorlar. Belki de o yaşlarda normal olan da bu. Gençlerimiz yüz yüze eğitimi, arkadaşlarıyla birlikte olmayı tercih etseler de geçtiğimiz bu kritik dönemde toplum açısından bir araya gelmemek gerekiyorsa alınan uzaktan eğitim kararının doğru olduğunu düşünüyorlar. Ama maalesef hepsi aynı sorumluluğa ve disipline sahip değiller. Bu yüzden de okula gittiklerinde ödev yapmayanlar birlikte bu sorumluluğu üstlenebilirken (yani ben yapmadım ama o da yapmamış mantığı) şimdi iş başa düşmüş durumda.

Dolayısıyla, belli bir disiplini oturtup uzaktan eğitimden verim alabilmek için siz velilerin desteğine ihtiyaçları olanlar olacak. Yani esas sorunumuz onların öz disiplinlerini sağlayabilmek.

Çocuğunuz, ne yapacağımı bilemiyorum, aklımı veremiyorum gibi endişelerini sizinle paylaştıysa aşağıda sıraladığım destekleri vermeyi deneyebilirsiniz:

Pandemi döneminden öğrencilerde öz disiplin sağlamak

  1. Zihnini hazırlayın: Başlamadan önce çocuklarınızı zihnen okulun, öğrenme sürecinin devam ettiğine hazırlayın. Bu konuda konusun farklı ve yeni olabilecek şeyler hakkında meraklarını besleyin. Bu durumun sizler içinde zor olacağını anlıyorum ancak şu anda onların tek destek kaynağı sizlersiniz. Unutmayın neye odaklanırsanız onu büyütürsünüz.  Odağınızı yapabileceklerine çevirin.
  1. Hazır olmayı Beklemeyin: Odak noktanızı yapabileceğine, ders zamanı geldiğinde masaya bilgisayarın, televizyonun karşına oturabileceğine çevirin. Zamanı gelince oturması için hazır olmasını beklemeyin, hiçbir zaman hazır olmayabilir sadece oturması ve ilk günlerde dinlemesi yeterli olacaktır.
  1. Günlük bir rutin oluşturun: Çoğu özel okulun dersleri senkron ve asenkron olarak başladı. İlk güne özel yoğunluk kaynaklı problemler olsa da zaman içinde bunlar düzelecektir. Bu sistemde başlama ve bitiş saatleri zaten belirli ve programlanmış olduğu için öğrencilere nispeten daha az sorumluluk düşüyor. Keza EBA için de ders zili de 23 Mart Pazartesi günü çaldı.Bazı okullarda ise canlı ders yerine, öğrenciye çalışacağı içerikler ve bununla ilgili ödevler gün gün veriliyor.
    Öğrenciye esneklik tanıyan bu gibi durumlarda öz disiplin sağlayamayan öğrenciler problem yaşıyorlar. Çocuğumuz bu konuda başlarda elbette zorlanabilir. Çünkü aşina ve alışık olmadığımız şeylere başlamaktan korkar, erteleriz. Erteledikçe bunlar birikir, bu sefer bitmeyeceği korkusuyla daha da erteleriz. Çocuğunuzun bu döngüye girmemesi için, onu kendisi için günlük hatta haftalık bir ders bir programı oluşturmaya teşvik edebilir, aynı okul döneminde olduğu gibi bir rutin oluşturması için destek verebilirsiniz. Örneğin, sabah belli bir saate kalksın, pijamalarını çıkarsın, kahvaltısını etsin ve dersinin başına geçsin. Sınırların çizilmiş olması onu rahatlatacaktır. Bu tıpkı biz yetişkinlerin evden çalışmaya başladığı ilk zamanlarda yaptığımız gibi.  Mutlaka bu rutin programı görebileceği bir yere asın ve mümkünse büyük bir alan olsun
  1. Özel çalışma alanı belirleyin Bugünlerde altında eşofman üstünde kravat görüntülü toplantı yapan iş adamlarının, çocuğunun elini ağzını bağlayıp iş görüşmesi yapan iş kadınlarının görüntüleri dolaşıyor. Bu çocuğunuz için de böyle. Diyeceksiniz ki, onun zaten bir odası var, kapanır çalışır. Her ne kadar çocuğunuzun özel bir odası olsa da içeriden gelen gürültüler, dersten daha cazip olabilecek televizyon ya da müzik sesi, içeriye birden dalıveren küçük kardeş onun konsantrasyonunu da motivasyonunu da götürecektir. Bu sebeple onun çalışma saati, hepinizin sessizlik içinde çalışma saati olabilir. Ayrıca öncesinde odasından ya da çalışma için ayrılan mekanda internetin iyi çektiğini, ders için gereken kitap, defter ve kırtasiye malzemelerinin hazır olduğunu kontrol etmenizde de fayda var.
  2. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: Bu düşünceyi hep koruyun ve ders saati ders, oyun saati oyun aynı okuldaki gibi, telefon, tablet, playstation ya da dikkatlerini dağıtacak şeyleri ders saatlerinde okuldaki gibi bir kenara bırakması gerektiğini hatırlatın.
  3. Not alma teknikleri hatırlatın: Ders sırasında not almak hem odaklanmasına yardımcı olacak hem de daha sonra notların üstünden geçerek tekrar edip pekiştirmesini sağlayacak yöntemleri hatırlatın bunun için örneğin kavram haritası, zihin haritası, şekillerle çalışma, renk kodları kullanın
  4. Ödevler ve projeleri planlayın: Okulun ödevlerini ve teslim tarihlerini takip etmek ve bunları planlamak için farklı bir ajanda tutabilir. Böylece bu takvime göre önceliklendirmeyi de rahatlıkla yapabilir, uzun soluklu ödevler için zaman planı oluşturabilir. Önceliklendirme için Einsenhover matrisini kullanın
  5. Pomodoro tekniğini kullanın: Öz disiplin sağlama konusunda zorlanan öğrenciler için çalışma süresi çok önemlidir. Çalışma süresini 25 dakika ile sınırlayan pomodoro tekniği bu anlamda çok kullanışlı  her 25 dk da bir 5 dakika mola mantığı üzerine çalışır Tek bir oturuşta her şeyi yapmaya çalışmak hem gerçekçi olmayacak, hem de enerjisini çabuk tüketmesine sebep olacaktır. Bu sebeple bir dersi ne kadar sürede bitirebileceğine karar vermek ve sonra konuları bölümlere ayırmak ve kaç pomodoro (1 pomodoro_ 25 dakika) süreceğine karar vermek, her bir pomodorodan sonra mutlaka mola vermek şart aynı okuldaki teneffüsler gibi tekrar şarj olmasını sağlayacaktır.  Teneffüs şart unutmayın!

Tüm bunlara rağmen gençlerimiz sorumluluklarını yapmamak için bahaneler üretebilir. Hatta bunun sebebi mevcut süreçle ilgili kaygısından da olabilir. Bahanelerin üstesinden gelip çalışmaya başlamak için basit bir önerim var: “beynini hack’lemek için 5 dakika” kuralı. O masanın başına oturmak, o ödevi yapmak istemiyorsa sadece 5 dakika yapmak için başlasın. 5 dakika boyunca yapılan bir işe beynimiz otomatik olarak kanacak ve 5 dakikadan daha fazla yapacaktır. Belki de onun için “başlanmış işi bitmiş iştir,” diyoruzdur.

Şu anda çok istisnai bir durumla karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekir. Bu yüzden standart eğitim öğretim şeklimizin devam etmesini beklemek doğru olmaz. EBA’da dersler başlamadan Milli Eğitim Bakanı bu dönemin yüz yüze eğitime geçene kadar öğrencilerin öz disiplin ve sorumluluk edinmesi için bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini, bu dönemde eğitim ve öğretimden kopmamak, bilgileri taze tutmak için bir dönem olduğunu hatırlattı. Şu anda sahip olmamız gereken bakış açısı tam da bu. Online eğitimde alacakları akademik bilgi her zaman farklı yollardan telafi edilebilir. Eğer anne-baba olarak bu dönemin öğrencinin öz disiplin, kendi kendine yetme gibi hayat becerilerini kazanması için bir fırsat olarak görebilirsek, bu dönemi huzurlu biçimde geçirdiğimiz gibi verimli de kılabiliriz.

      #EvdekalTürkiye

Kaynaklar:

  1. https://www.schools.com/articles/five-self-discipline-tips-online-students.html
  2. https://www.chartercollege.edu/news-hub/why-self-discipline-key-success-online-courses
  3. https://www.forbes.com/sites/jennifercohen/2014/06/18/5-proven-methods-for-gaining-self-discipline/#ab1057f3c9f8
  4. https://edugage.com/self-discipline-tips-for-students-that-works/
  5. https://www.uopeople.edu/blog/self-discipline-for-students/

Öğrenci Koçluğu Sertifikaları MEB Onaylı mı ?

0

Koçluk Sertifikaları MEB Onaylı mı ? İşte en çok karşılaştığımız sorulardan biri daha…

İster Öğrenci Koçluğu olsun , ister yaşam koçluğu olsun ister, Profesyonel Koçluk olsun ister kariyer koçluğu yada başına hangi kelimeyi koyarsanız koyun arkasından gelen koçluk kelimesi ile oluşturacağınız herhangi bir alanla ilgili alacağınız hiç bir sertifika Milli Eğitim bakanlığı onaylı değildir. Öncelik bunu bilerek bu doğrultuda koçluk   hakkında araştırma yapmak gerek.

Meb Onaylı Öğrenci Koçluğu
Meb Onaylı Öğrenci Koçluğu

Koçluk eğitimlerini onaylayan başka bir ifade ile akredite eden bir kaç kurum var.

Bunlar;

  • (ICF) Uluslararası Koçluk Federasyonu ki 3 ayrı statüde eğitim programlarını akredite eder
  • (EMCC) Avrupa Koçlar ve mentorler Birliği 2 ayrı statüde eğitimleri akredite eder
  • (AC )Koçluk Derneği 4 farklı statüde eğitimleri akredite eder

Bunların dışında da eğitimleri akredite eden kurunlar olsa da Türkiye ‘de en çok bu 3 kurumun akredite ettiği eğitimleri bulabilirsiniz.

Eğitimlerin akreditasyonu ne demektir? Her kurumun kendi içinde bir etik çerçevesi ve temel yetkinlik ve yeterlilikleri vardır. Akredite program demek bu etik çerçeve, yetkinlik ve yeterlilikler çerçevesinde hazırlanmış program demektir. Bu üç kurumun etik çerçevede ve temel yetkinlik ve yeterlilikler konusunda ortak noktaları oldukça fazladır. Bu programlar tarafından akredite bir eğitim aldığınızda da dünyanın pek çok ülkesinde koçluk yapmanız mümkündür.

Koçluğun Türkiye’deki durumuna gelince neden acaba sürekli MEB onaylı bir sertifika soruluyor. Aslında burada şunu söylemek isterim . MEB onaylı sertifika özellikle Eğitim ve Öğrenci koçluğu alanında en çok sorulan sorulardan biri. Çünkü Öğrenci Koçlarının sadece MEB e bağlı kurumlarda çalışacağı düşünülüyor. Koçluk serbest çalışabileceğiniz meslek ( meslek diyorum çünkü Haziran 2013 den beri mesleki yeterlilik kurulunun belirlediği meslek standartlar doğrultusunda resmi olarak bir meslektir) olduğu gibi mevcut mesleğinize ekleyebileceğiniz bir iletişim becerisidir de aynı zamanda.

3 faklı tanımlama

Yeri gelmişken 3 farklı tanımlamanın da ne olduğu konusunda biraz değinmek isterim

  • Koç olmak
  • Koçluk Yapmak
  • Koçluk Becerilerini Kullanmak

Koç Olmak; Koç olmak uzun süreli bir eğitimdir. Minumum 60 saatlik eğitim sonrası girdiğiniz yazılı sözlü sınavlardan başarılı olduktan sonra profesyonel koç olmak için aday olabilirsiniz. Aday olabilirsiniz diyorum. Çünkü herkes koçluk eğitimi alabilir ama herkes koçluk yapamaz. Nasıl ki insanlar eğitim aldıkları alanlardaki mesleklerini yapmazlar koçlukta öyle olabilir. Eğitim aldınız bu koç olduğunuz anlamına gelmez. Bu konu her meslekte olduğu gibi emek, yürek ve zaman işidir. Hele de konunuz insan hele ki bu insan bir genç yada çocuksa daha da özenli olmanız gereken bir konudur .

Koç olmanız sizin her alanda koçluk yapabileceğiniz anlamına da gelmez. Koçlukta diğer mesleklerde olduğu gibi uzmanlaşabileceğiniz bir alandır. Örneğin doktorlar temelde sağlık konusunda pek çok konuyu bilir ve alanına da hakimdir. Ancak uzmanlık alanları vardır. Dahiliye; Cildiye, Kalp Hastalıkları, Göz , Kulak Burun Boğaz vb. Örneğin karnınız ağrıdığında göz doktoruna gitmezsiniz ama göz doktoru karnınızın genel olarak neden ağrıdığı konusunda bilgi sahibi olabilir, bu sizi kısa sürede sağlığınıza kavuşturacağı anlamına gelmez ve bu yüzden de karın bölgesi ile ilgili uzman bir doktor ararsınız. Koçlukta tıpkı böyledir. Nasıl ki yöneticilik becerileriniz ile ilgili bir değişiklik yapmak istiyorsanız spor konusunda uzmanlaşmış bir koça gitmeyeceğiniz gibi eğitim ve öğrenme konusunda akademik olarak değişiklik yapmak istediğinizde bir yönetici koçuna gitmezsiniz. Ne istediğinizi bilmek ve bu konuda araştırma yapmak kime gideceğiniz ya da hangi eğitimi alacağınız konusunda size yok gösterecektir.

Koçluk yapmak: Önceden planlanmış bir ilişki doğrultusunda iki insan arasında bir hedefe doğru giderken değişim yaratmak amacıyla dinleme, soru sorma, geri bildirim, nasıl olacağını kavrama, teşvik ve takdir etme, cesaretlendirme ve güçlendirme vb. gibi tüm etkileşimleri tanımlamak için kullanılır.

Koçluk Becerilerini Kullanmak:  Kişilerin mevcut mesleklerinde , işlerinde koçluk becerilerini ve yetkinliklerini kullanmasını ifade eder. Öğretmenin koçluk iletişim tarzını kullanması, Bir insan kaynakları uzmanın kullanması, bir yöneticinin kullanması gibi

Kısaca özetlersem Koç olmak istiyorsanız uzun soluklu emek yürek ve cesaret isteyen bir yola girmeye hazır olmanız, koçluk yapmak istiyorsanız bu işe gönül vermeniz ve koçluk becerilerini hayatınızın bir alanında kullanmak istiyorsanız bu mesleğe ve kendinize inanmanız gerekir.

Öğrenci Koçluğu ve Yaşam Koçluğu arasında nasıl bir fark vardır?

0

ICF; koçluğu, ‘Öğrencilerin, kişisel ve profesyonel potansiyellerini en üst düzeye çıkarmak için yaratıcı bir süreç ortak olarak tanımlar.’

Öğrenci Koçluğu, yaşam koçluğu ve öğrenci koçluğun ideallerini ve temel yetkinliklerini benimser. Bu yaklaşım, öğrencileri yaratıcı ve becerikli bireyler olarak kabul ederek, lise ve üniversite öğrencileri için başarı oluşturmak için gerekli yapıyı ve stratejileri sağlar.

Öğrenci Koçluğu ve Yaşam koçluğu arasında ki fark
Öğrenci Koçu

Öğrenci koçluğunda, öğrencilerimize daha fazla sorumluluk veririz ve genellikle genel yaşam koçluğundan daha sık temas eder ve sıkı bir plana oluştururuz. Lise ve Üniversite öğrencileri ile yapılan görüşmeler, haftada en az bir kez olmak üzere, çoğu yaşam koçluğu veya yönetici koçluğu programına göre daha sık gerçekleşir.

Öğrencilerimiz ile düzenli olarak yapılan kontrol protokolü -ki bu bizzat öğrencinin talebiyle yapılır- daha fazla yapı sağlar ve daha sık olmasını sağlamak için tasarlanmıştır. Bu sıklığın periyodu öğrenci ile belirlenir.

 

Öğrenci Koçu, öğrencinin plana uyup uymadığını kontrol etmez. Öğrenci Koçu, planın başarısını destekler ve izler.

Öğrenciler için koçluk hedefleri, mevcut yaşam alanlarına göre yetişkinlerden farklı olabilir. Akademik konular, lise ve üniversite öğrencilerinin çoğunun odak noktası olabilir. Sınıflara gitmek ve yeteneklerini en iyi şekilde göstermek öğrencinin ana işi olduğundan, gündemdeki ilk madde çoğu durumda akademiktir, derslerle ilgilidir.

Öğrencilere koçluk yaparken, en önemli husus, nasıl yolda kalacağız, sistemleri, koçluk araçlarını nasıl kullanacağımızdır. Başarılı olmak için, organize olmak ve motivasyonu yüksek tutup istekli olmak en önemli kriterdir. Öğrenci Koçluğunda öğrencilerin, gençlerin hedefleriyle ilgili olarak kendilerinin seçim yapmalarına olanak sağlarız ve onların kararlarını destekleriz.

Öğrenci koçluğu üzerine odaklanan araştırma henüz cok fazla değilken bile ilk veriler öğrenci başarısı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. (Bettinger and Baker, 2011; Field et al., 2010).

Lise ve Üniversite Öğrencilerinde Başarı Sağlamak İçin:

  • Hesap verilebilirlik
  • Takdir etmek
  • İzin İstemek
  • Beyin fırtınası yapmak
  • Eylemi İletmek
  • Yeniden Çerçevelemek
  • İstemek
  • Öz Yönetim (kendi kendini yönetimle ilişkilendirilebilir)

en temeldeki koçluk becerileridir.

Öğrenci Koçluğu’nun Gerçekten Faydası Var Mı?

0

Öğrenci Koçluğunun gerçekten faydası var mı? Öğrenci koçluğu gençlerin hayatında sayısız fayda yaratır; örneğin öğrencinin zorlandığı konulara farklı açılardan yeni bir gözle bakmasını sağlar.

Özellikler ergenlik döneminde karar verme becerilerini geliştirir, arkadaşlık ilişkilerinde kolaylık sağlar, kendini tanımaya ve anlamaya başladığı için kendine güveni insanları daha iyi anlamaya başladığı için başkalarına karşı güveni artar. Koçluğun etkileri sadece bu alanlarla sınırlı kalmaz; koçluk almaya başlayan ve bunu devam ettiren öğrencilerin akademik performansı, yaratıcılığı ve verimliliği artarken, daha dengeli ve rahat bir öğrencilik hayatı ve gelecek ile ilgili umutların arttığı ve kendi hayatlarının sorumluluğunu almada belirgin bir gelişme gözlenmiştir.

Performans ve Ders Başarısı

Öğrenci Koçluğu öğrencinin başarısını en üst düzeye çıkartır ve dolayısıyla potansiyelinin kilidini açar. Koçluk alan ve devam ettiren öğrencilerin;
  • Akademik Performanslarında
  • Yeni Yaşam Becerilerinde
  • Zaman Yönetimlerinde
  • Odaklanma Becerisinde
  • Organize Olma Becerilerinde
  • Öğrenme Motivasyonunda
  • Arkadaşlık İlişkilerinde
  • Aile İletişiminde
  • Kendilerine Güvende
  • Kişisel Farkındalıklarında
  • Karar Verme Becerilerinde
  • Önceliklendirme Becerilerinde
  • Stresi Yönetmen Becerilerinde

artış olduğu gözlemlenmiştir.

Yukarıda faydaları birde öğrencilerin ağzından da duymak isterseniz işte bir kaç örnek

18 yaş

Artık benim içinde yeni bir ben doğuyor. Yaşama bakış açısı biraz daha değişmiş olan biri. Şimdi hissettiklerimi bile bu kadar rahat ve takılmadan yazıyorsam bir kaç değişiklik meydana gelmiş demektir. Artık kendine güvenmeye başlayan, yaptıklarını küçümsemeyen bir ben. Şu an aklıma Adidas’ın reklam sözü geliyor “impossible is nothing…”Artık buna daha fazla inanıyorum. İmkansız gibi görünen şeylerin çözümleri aslında kendi içlerinde. Sadece görebilmek gerekiyor. Ortaya çıkarmak. Aynı kendi içimdeki farklı ben’i çıkarmak gibi. Evet artık kendini daha iyi bilen bir ben var. Değişen bir şeyler var bunu hissediyorum

17 yaş

Bir sene önce 11. sınıf iken, kendisi de bir koç olan annem, üniversite sınavlarına düzenli çalışmaya başlamam diye canla başla savaştı. Bu konuda kendisiyle bir hayli çekişmelerimiz oldu. Annem “biri sana yol göstermeli!” derken ben”kimse bana ahkam kesemez, kendi yolumu kendim çizerimm!!!” diye diretiyordum. Sonunda o da ben de pes ettik, ve öğrenci koçluğu alabileceğime dair ortak karar verdik. İlk başta biraz mırın kırın etsem, neden sürekli soruyla gidiyor bu iş diye naz yapsam da sonra işin mantığını anlayıp öğrenci koçluğu almaya devam ettim koca bir sene. Kafamda ne kadar sorun varsa hepsini paylaştım. Dehşet dolu bir sene geçirdiğim için aldığım öğrenci koçluğunun değerini daha da iyi anladım.

17 yaş

İnsanlar bazen sıkılır bazen bunalır bazen kızarır bazen güler bazen konuşur bazen ağlar bazen sever bazen küser bazen gider. İnsanın hayatı bazenler üzerine kuruludur. benim öğrenci koçluğuyla tanışmamdan önceki bazenim ise tereddüttü. Zor bir dönemdeyim. Kabullenmek istemesem de işin içinden çıkamamaya başlamıştım. Elimde güç varken bunu yapamamak beni daha çok yıpratıyordu. Bu halimi izleyen annem meğer içten içe bana benden çok üzülüyormuş, benim için araştırmış en uygun olanını bulmuş . Bana randevu yeri saati ve isimle geldi. böyle bir dönemde haliyle karşı çıktım kendi kendime yetebileceğimi söyledim. Ama kendimi randevuda buldum. Öğrenci Koçumla tanıştım aslında bana ne kadar da uygun olduğunu gördüm. Hiç kimseye ikinci günden bütün hayallerimi anlatmazken ona anlattım çünkü o benim koçum o benim sırtımdaki kalkanım. onun , Öğrenci koçluğunun amacı sırttaki o kalkanı zamanla içime işletmek. Hayatımda koçum olarak olmasa da hep Elgiz hocam olacak ama sırtımda ki kalkan olarak olmayacak. o ,bana inanışındaki gücünü benim benliğim haline getirdikten sonra gidecek .beni hayallerime dokundurup onların içine bıraktıktan sonra gidecek çünkü öğrenci koçluğununun mantığı bu yapabileceğime inanıp bunu bana göstermek .

17 yaş

Hayatımda öylesine değişiklikler gerçekleşti ki; önceleri ben bile hayatımı başkası yaşıyor sandım. Öğrenci Koçluğundan önce 24 saati doğru kullanamayan dağınık ve otoriteye karşı biriydim. Bu yıl ÖSS ye gireceğim ve iyi ki öğrenci koçluğuyla tanışmışım. Ancak söylemek zorundayım ki başka hiçbir koçun bende bu denli etkili olabileceğini düşünmüyorum. Arkadaşlarımda da tam olarak koçluk sayılmasa da bu tür yardım alanlar vardı. Ancak onlar anlatırken tamamen saçma gelirdi bana bu tür şeyler. Şimdi anlıyorum ki tamamen yanılmışım. Artık zamanımı planlayabiliyorum ve dinlenip gezmeye bile zaman kalıyor. Hayatında rayına oturdu. Sınav stresini üzerimden attım ve çalışma saatlerimi verimli geçirmeye başladım. En önemlisi kazanmayacağım korkumu rafa kaldırdım ve bu yüzden hayat sevincim yerine geldi.

16 yaş

Öğrenci Koçluğuyla tanışana kadar kendimi bir türlü sınavın ciddiyetine inandıramamıştım. Derslerden kopuk hissediyordum. Ders çalışmak istemiyordum. Hiç bir zaman hırslı biri değildim. Öğrenci Koçumla tanıştıktan sonra neredeyse bütün düşündüklerim değişti. Bana ne yaptığını bilmiyorum ama koçumla her görüşmeden sonra ders çalışıyor ve daha da hırslanıyorum. Koyun sürüsünün içinden çıkmış gibi hissediyorum kendimi.

16 yaş

Bir türlü kimyadan iyi not alamıyordum. Yıl sonu sınavlarına az kalmıştı ve ben bütünlemeye kalmadan geçmek istiyordum. Ne yaparsam yapayım sanki kimyadan kalacak gibi hissediyordum. Öğrenci Koçumla tanışında yaptığımız çalışmalar sonunda kimya en kolay dermiş gibi gelmeye başladı. Yıl sonu kimya sınavından 75 aldım ve karneme zayıf gelmedi. Başarmayacağımı düşünüyordum ama öğrenci koçumla başardım. Sonsuz teşekkürler sevgili koçum.

13 yaş

“Öğrenci Koçumla çalışmaya başladıktan sonra kendime güvenim arttı. Sınavdan korkuyordum ve ailem çalışmam konusunda baskı yapıyordu. Bende bundan çok bunalmıştım. Çok dikkatsiz ve dalgındım, bunu çevremdekiler de söylüyordu. Sonra koçumla tanıştım ve yaptığımız çalışmalar sonucunda aslında unutkan ve dikkatsiz olmadığımı anladım. OKS de hedefim 380 puandı. O ana kadar en fazla 290 puan almıştım. Sınava girdim ve 382 puan aldım. Sadece OKS için değil gelecek için de çalışmış oldum.

Öğrenci Koçluğu Nedir?

0

Öğrenci Koçluğu Nedir? Öğrenci Koçluğu 13-24 yaş arasındaki gençler için gerçekleştirmek istedikleri hedeflerine odaklanan ve bu odaklanma sürecinde elde ettikleri sıra dışı farkındalıkları hayata geçirdikleri interaktif bir süreçtir.

Başka bir ifadeyle öğrenci koçluğunda gençler yapmak istediklerini yaparlar ve bu yaptıkları onları adım adım hedeflerine götürür. Kararlar alırlar ve kendi geleceklerinin yaratmak için eyleme geçerler, kendi hayatları hakkında sorumluluklar alırlar ve bu sorumluluğu almaya bizzat kendileri gönüllü olur. Hiç kimsenin herhangi bir zorlaması olmadan kendi istekleri ile tüm bunları yaparlar.

Öğrenci koçluğunda ilk ihtiyacı gençler , öğrenciler hissetse de bu destek ihtiyacını söylemek her zaman kolay olmuyor. Gerçekte onların hayatlarını kolaylaştırıcı bir süreç olan koçluğun ne olduğunu tam olarak anladıklarında bu destek ihtiyaçlarını daha fazla dile getirebiliyorlar. Bize düşen gençlere öğrencilere koçluğun tam olarak ne olduğunu ne fayda sağlayacağını bu süreçteki sorumluluklarını net biçimde anlatmaktır. Bu tanımı, açıklamayı yaparken gençlerin dilini kullanmak son derece önemlidir. Kendileri için en iyi olanı aramak, denemek ve bulmak için çalışan gençlerin önü açılmalı ve özellikle ergenlik döneminde kendi kararlarını verebilmeleri için cesaretlendirilmeli ve yapmak istedikleri için güçlendirilmelidir.

İşte öğrenci koçluğu tam da bunu yapar.

Gençlere hedeflerini gerçekleştirmek için;
  • Yapı
  • Strateji
  • Destek

sunar.

Bunu yaparken öğrenci koçları olarak iki şeye çok değer veririz gençleri güçlendirmek ve cesaretlendirmek.

ÇELİK GİBİ SAĞLAM BİR ÖĞRETMEN NASIL OLUNUR?

0
[vc_custom_heading text=”ÇELİK GİBİ SAĞLAM BİR ÖĞRETMEN NASIL OLUNUR?” use_theme_fonts=”yes”]

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “resilience” yani psikolojik dayanıklılık sadece çocuk ve gençlerin sahip olması gereken bir beceri mi? Elbette değil. Bu gençlerle ilişki halinde olan, onların dayanıklı olmasını destekleyecek öğretmenlerin önce kendilerini güçlendirmeleri gerekmez mi?

Dayanıklılık, başına beklenmedik bir durum geldiğinde onunla baş edebilmeyi,  başarısızlıklardan yılmayıp tekrar yola devam etme gücü göstermeyi anlatan bir kelime. Rüzgarlarda savrulmamak, hayata karşı sağlam durmak demek yani.
Bir öğretmen gün içerisinde onlarca zorlayıcı durumla karşılaşabiliyor. Türlü özelliklerde öğrenciyle, meslektaşlarıyla, okul yönetimiyle ve veliyle iletişim halindeyken karşılaşmaması mümkün de değil gibi… Özellikle özel okullardaki rekabet ortamı ve yoğun çalışma saatleri mevcut stresin üzerine stres katıyor.  Özel hayatı da cabası.  Hele ki ekonomik belirsizlik rüzgarlarının estiği böyle bir dönemde özel hayatında kapı gibi sağlam olup, işine bunu yansıtmamak da ayrı bir beceri ister. Her şeyin hızla değiştiği bir çağda belirsizlikle baş edebilmeyi öğrenmek artık belki de herkesin edinmesi gereken bir beceri iken geleceğin yetişkinlerini emanet alan öğretmenler için bu beceri hayati bir öneme sahip.

Burada belirsizliğin hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmek ilk adım olmalı. Böylece belirsizliği bir stres kaynağı olmaktan çıkarmak mümkün. Bu da ancak, her ne kadar zor görünse de, beklenmedik değişiklikleri ve muhtemel olumsuz durumları bir gelişim fırsatı olarak görmek dayanıklılığı arttıracaktır.  Aksi halde kişi kendini güçlendirecek tedbirler almazsa yorulup yıpranması, bezginlik ve çaresizlik hissetmesi, verimliliğinin düşmesi işten bile değil! Bir öğretmenin, bu durum kalıcı bir hal almadan, rüzgarı da yağmuru da yara almadan atlatabilmesi için kökleriyle toprağa daha sıkı tutunması, dimdik ve daha sağlam durması için ne yapması gerekir?

Aslında bu konuda yapılan araştırmalar, dayanıklılığı etkileyen faktörler arasında yaş, cinsiyet, çalışılan okul gibi faktörleri dikkate alsa da, olumsuz şartlarla mücadelede esas olarak kişiliğin etkili olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla öğretmenlerin önce işe kendilerinden başlamaları gerekiyor.

Kendinizi Tanıyın

Öğrencilerinizi tanımaya çalışıp her birine ihtiyacı olan ilgi ve öğretme şeklini sunarken, her gün aynada gördüğünüz yüzü es geçerseniz o da kolay yıpranır. Sorun bakalım o aynadaki kişinin değerleri nedir, neleri tercih eder, becerileri, kuvvetli yönleri neler. En önemlisi hedefi, amacı ne? İşte bu amaç, zor durumlarda size devam etme gücü verecektir. Bunun dışında görev ve sorumluklarınızı bilin, hak ve yetkileriniz hakkında bilgi sahibi olun. Bunları bilmek sizi olaylara karşı güçlü kılar. Öğretmen olarak görevlerinizin yazılı olduğu  yer neresidir? Siz daha önce görevlerinizi  okudunuz mu  yoksa kulaktan dolma olarak doğaçlama mı  öğrendiniz ? Bunları kendinize sormalısınız. Bu bilgilere ulaşabilmek sınırlarınızı  hareket alanınızı  belirlemek adına size güç katar.

Duygularınızı anlayın

Malzemesi insan olan bu öğretmenlik mesleğinde duygu yönetiminin büyük önemi olduğu konusunda hemfikir olacağımızdan eminim. Zira öğretmenlik farklı kişilerle( meslektaş, öğrenci, veli ) iletişimi dolayısıyla duygularını yönetiminde daha da usta olması  gerekiyor. Hem kendinizin hem de öğrencilerinizi duygularını anlamadan onları  yönetmek  ise mümkün değil. Şu anda ne hissediyorum, bu  duyguyu bende yaratan şey nedir, gibi soruları sormak  ve cevaplarını aramak  gerekiyor.

Duygular aslında hayatımızı şekillendirmedeki en önemli pusulamız. Aman dikkat, hedef üzgün, mutsuz, kızgın hissetmemek değil. Aksine olumlu olumsuz hiçbir duygunuzu halının altına süpürmemek.  Bu onu sonuna kadar yaşayın demek de değil.  Örneğin kızgınsanız, bağırın çağırın rahatlayın demiyorum. Bu kısa vadeli bir çözüm olur. Bir daha aynı şey yaşandığında yine sinirlenebilirsiniz. Önemli olan öfkeyi oluşturan durumu ortadan kaldırmak yada böyle bir durumla karşılaştığınızda ne yapacağınızı nasıl davranacağınızı önceden belirlemek ve duyguları yönetebilmek. Duygunuzu önce fark edin, tanımlayın ve kabul edin. Edin ki kaynağını bulup, sizi öfkelendiren şey için tedbir alabilesiniz. Duygularınızı  anlayıp yönetmek yerine onları bastırmayı ve yüzünüze bir gülücük kondurmayı seçerseniz biriken  duygular  sizi rahat bırakmayacak ve daha  sonra onarılmaz sonuçlara neden olacaktır.

Bakış açısı önemlidir

Olaylara nereden baktığınız önemlidir. Eğer olan biteni kişisel almamayı başarırsanız, bu sizi daha kuvvetli kılar. Örneğin sınıfta ders anlatıyorsunuz, öğrenciniz size bakıp gözlerini devirdi. Bu durumu size yapılmış bir saygısızlık olarak da görebilirsiniz, 12 yaşında bir öğrencinin olağan tavrı olarak da. İkincisi olarak görmeniz, hiç sinir harbi yapmadan dersi anlatmaya devam edebilmenizi sağlar. Öğrenen konumundan, öğreten konuma geçen bir öğretmen olarak öğrenen konumundaki bakış acısı aslında size hiç de yabancı değil. Sadece hatırlamaya çalışın, o ana geri dönün… Göreceksiniz o sıralarda oturan bir öğrenci olarak bakmanın nasıl olduğunu hatırlayacaksınız.

Birlikten Kuvvet doğar

Tek başına kapı gibi dayanıklı olmaya çalışmak yerine iş arkadaşlarınız, öğrencileriniz, velileriniz ve yöneticileriniz ile el ele vererek ilerlemek sizi daha dayanıklı kılar. Siz istediğiniz kadar öğrencilerinize bir beceri kazandırmayı çalışın evde bu beceri desteklenmezse yarı yolda kalabilirsiniz. Öğrencilerinize dersi öğretme tekniğinizi yönetim onaylamazsa bir adım öteye geçemeyebilirsiniz. İşte o yüzden henüz okullar yeni açılmışken tüm bu ilişkilerinizi yeşertmek ve güçlendirmek için görüşmelerinizi yapın, sene boyunca da iletişimde kalın. Ayrıca, unutmayın okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlar sadece öğrenciler için değildir. Size de ihtiyacınız olan konularda rehber öğretmeninizden destek alabilirsiniz.

Anda kalın

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların büyük bir kısmı şimdiki zamanda değil, geçmiş veya gelecekte yaşıyorlar. Gelecekte yaşayan %65’i “emekli olunca yapacağım”, “çocuklar evlenince yapacağım,” “param olunca yapacağım “ gibi cümlelerinden tanırsınız. Geçmişte yaşayan %30’u ise “bizim zamanımızda”, “ben küçükken,” “eskiden,” diye başlayan cümlelerinden tanırsınız. Geriye kalan sadece % 5 şimdide yaşıyor. Halbuki bizlerin ancak ve ancak anda kalarak geleceği değiştirmek için bir gücümüz var. Geçmişi değiştiremeyiz ama geçmişe olan bakış açımızda değişiklik yapabiliriz. Her gün bir önceki halinizden daha da iyi daha da yetkin oluyoruz. Anda kalmak demek nerede ne gibi bir gücünüz olduğunu bilmek ve bunu efektif kullanmak demek.

Ölü Ozanlar Derneği filmini izlemişsinizdir. Carpe Diem sözleri o filmi izleyen herkesin beynine kazındı sanki. Carpe Diem, yani anı yaşa. Bu geçmişi unut, geleceği önemseme demek değil tabi ki. Geçmişi ele aldınız, gelecek için yani bu okul yılı için hedeflerinizi belirlediniz. Programınız, planınız hazır. Derse girdiniz. İşler hayal ettiğiniz gibi gitmiyor. İşte o noktada “neler olduğunu yargılamadan anlamaya” çalışırsanız günlük kötü sürprizleri bertaraf eder, planınızı yakalarsınız. Ne sizin ne de bir başkasının da midesi ağrımaz. Kendinize bir yöntem belirleyin. Bu bir nefes tekniği olabilir, size anda kalmayı hatırlatacak bir motto olabilir. Sanki biri düğmenize basmış da bir an zamanı durdurmuşsunuz etkisi yapacak bir şey olmasına dikkat edin. Sizi sakinleştirecek, endişenizi silip süpürecek bir şey. Sonrası kendiliğinden gelecek zaten.

Kendinize iyi bakın

Kelimenin tam anlamıyla kendinize iyi bakın diyorum. Fiziksel olarak, zihinsel olarak sağlığınızı korumalısınız. Uykunuzu tam almalısınız. Uykusuz, yorgun, hasta, stresli biri ne kadar sağlıklı düşünebilir, ne kadar öğrenebilir, ne kadar öğretebilir. Dayanıklılıkta birinci kural bence bu… Önce ben demeyi öğrenin. Bencil olun demiyorum. Gaz maskesini önce kendinize takmaktan bahsediyorum. Tabii bir ister spor olsun, ister yoga ya da pilates gibi farklı disiplinler eğer düzenli olarak en azından birini yapmaya vakit ayırabilirseniz bu da sizi güçlendirecektir.  Sevdiğiniz bir şeyleri yapmak da sizi mutlu edecektir. ‘Bir kereden bir şey olmaz’ demeyin ve bir kerelik mutluluklar için kendinize fırsat tanıyın. İçinizde sizi dürten her ne ise bir kere için olsun tutun ve görün bakın neler oluyor.

Olumluya odaklanın

Çoğu zaman hepimizin düştüğü hatadır: neler yapabileceğimizden çok nelerin mümkün olmadığına odaklanırız. Biraz da beynin çalışma şekli bizi buna iter. Hani mutluluk hemen unutulur ama üzüntü yıllarca bizi takip eder ya (tabi izin verirsek)… İşte beyin de ters giden her şeyi tehdit olarak algılar ve onlara odaklanır. Çocuklara bile ne yapmayacaklarını söyleriz, öyle değil mi? Koşma, terleme, konuşma… Yani istemediklerimizi… Peki ya istediklerimiz? Doğal olarak sınıfta öğrencilerinizin dikkatle sizi dinlemesini istersiniz. Ama dikkatiniz hep sınıfın haylazındadır. Konuşmaması için onu uyarırsınız. Evet sınıfın düzenini bozuyor olabilir. Ama siz olumlu davranışına odaklanır, onu fark eder ve fark ettirirseniz sınıf içi olumsuz davranışların da azaldığını göreceksiniz.  Yeter ki gördüğünüz olumluya odaklanın ve onu daha da görünür hale getirin.

Tutku Önemlidir

Şarkıda dediği gibi “ne yaparsan yap, aşk ile yap”. Zira isteksiz, elinin ucuyla yapılan şeyin sonucu ne kadar iyi olabilir ki? Sonuçtan siz memnun değilseniz kimse değildir. Halbuki coşkuyla yaptığınız, sonucundan memnun kaldığınız bir şey sizi daha iyisi için motive edecektir. Her işe aynı şevkle yaklaşamayabilirsiniz tabii ama hedef hep elinizden gelenin en iyisini yapmak olsun. Böylece hem size ilham olur hem başkalarına.

Uluslararası Koçluk Federeasyonu’nun yönetim kurulana aday olurken yaptığım konuşmada “herkes çorbada tuzum olsun der, ben çorbaya tutkumu katmak istiyorum,” demiştim.  Tutku sizi ayakta tutan ve işinizde ya da her ne yapıyorsanız yaptığınız şeyde sizi daha da ileriye götürecek olan şeydir. O tutkuyu yakalamak için öğrencilerinizin gözlerinin içine bakın yeter.

Öğrenmeye Devam Edin

İnsana yaşamak için bir sebep veren en önemli duygulardan biri de merak. Meraklı insan, her duruma ben ne öğrenebilirim diye bakar, gözünü kulağını daima açık tutar. Yeni şeyleri denemekten kaçmaz. Kendini daha donanımlı hale getirir. Bilmek insanı güçlü kılar.   Öğrenmekten vazgeçmeyin ama öğrendiklerinizi de paylaşın. Öğrencileriniz ya da değil, söyleyeceklerinizden ilham alacak olan birileri vardır. Söyleyecekleriniz belki de onlara ışık olacak.

Bir eğitim koçu olarak ben de hiçbir öğrenme fırsatını kaçırmıyorum. Son dönemlerde girdiğim sınavlardan birinde sorular gerçekten çok güzeldi ve öğreticiydi pek çok  sloruyu  anlamlı olduğu  için hatırlıyorum. Mesela “saniyenin onda biri” diye bir kural varmış onu hiç duydunuz mu bilmiyorum amam atletizm yarışmalarında start alırken geçerli bir kuralmış. Sınavlar bile sadece bir ölçme aracı değil aynı zamanda da bir öğrenme aracı.

Yaratıcılık ve Oyun

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yetişkinlerin hayattan sıkılmasının en önemli nedenlerinden biri oyun oynamayı bırakmış olmaları… Bir ergenin büyüme merakı içinde oyun oynamayı bırakması doğal olabilir ama bir yetişkin olarak bizler artık biliyoruz.  Ve bilen olarak sorumluluğumuz “yapmak.”

Bu gözle bakıp kendinize bir sorun: En son ne zaman oyun oynadınız? Dersi oyun gibi işlemekten bahsetmiyorum, onu da yapın tabii de bizzat sizin kendinizin oyun oynamasından bahsediyorum. Oyun, sadece çocuklar için değil, büyükler için de can damarı aslında.  Aman ekran oyunlarını kastettiğimi sanmayın, zira onların bazıları daha da strese sokuyor.

Hayata renk katan, keyif katan ve yaratıcılığı besleyen oyunlardan bahsediyorum. Tüm bunlar insanı iyi hissettiren, ruhunu besleyen ve psikolojisini kuvvetlendiren şeyler. Düşünsenize bir, zaman kısıtınız var, zil çalmadan bir şeyleri bitirmeye çalışıyorsunuz. Tam o sırada bir öğrenciniz kitabını düşürdü. Modunuz iyiyken bu duruma nasıl tepki verirsiniz, modunuz kötüyken nasıl? O yüzden size iyi gelen şeylerle, ruhunuzu besleyin. Besleyin ki, aç kalıp bir yerlere saldırmasın.  Kısaca her zaman, her şartta hayatın keyifli yanlarına bakıp hayata oyun katın.

Değişime Açık Olun

Geçen yıl biliyorsunuz birdenbire adı TEOG olan sınav kalkıverdi. Yeni sistem epey bir süre belirsizliğini korudu. Bu süre zarfında birçok öğrenci ve veli panik yaptılar. Peki kim başarılı oldu? Sakince yeni durumu analiz eden ve bu yeni duruma göre aksiyon alabilenler. Yani “dayanıklı” olanlar. Eğitim sistemimizde ya da okul içerisinde her an değişiklikler olabilir, oluyor da. Bunlar olduğunda şikayet etmek, geçmişe takılı kalmak, ahlanıp vahlanmak kesinlikle çözüm değil. Sakinliğinizi koruyun ve yeni durumu anlayın. Belki de daha iyi olacak.

Güzel Şeyleri Fark Edin

Hep kötü şeyler olmuyor aslında, sene içinde birçok başarıya, güzel ana, içinizi ısıtan olaylara da şahitlik ediyoruz.  Ama araştırmalar göstermiş ki, insan doğası daha çok kötüyü hatırlama eğiliminde. Siz öyle yapmayın. İyi gördüğünüz her şeyi parlatın. Parlatın, kutlayın, şükredin ki çoğalsın. Nasıl bir kitapta önemli şeylerin altını çizersiniz ve sonra o sayfaya bakınca ilk göze bu altı çizili satırlar çarpar siz de güzel şeylerin altını çizerseniz, akılda kalanlar onlar olur. Kim güzel şeyler yaşadığı bir yere koşa koşa gitmez ki?

Öğretmen olarak daha üretken olmanın yolu daha dayanıklı olmaktan geçiyor. Aslında hayatta hangi rolü üstlenirseniz üstlenin -bu öğretmen olur eş olur, kardeş olur, anne olur, evlat olur- önce insan olarak “dayanıklı” olmak önemli. Siz yoksanız ve hayatı kutlamıyorsanız diğer olduklarımızın hiç bir önemi kalmıyor.

Kaynaklar
https://www.cultofpedagogy.com/resilience/
http://dergipark.gov.tr/download/article-file/84797
http://blogs.edweek.org/teachers/coaching_teachers/2017/08/12_ways_to_boost_resilience_in.html

Çocuğunuza mı Konuşuyorsunuz , Çocuğunuzla mı Konuşuyorsunuz?

0
[vc_custom_heading text=”ÇOCUĞUNUZA MI ÇOCUĞUNUZLA MI KONUŞUYORSUNUZ?” use_theme_fonts=”yes”]

Yeniden düşünmek gerek çocuklarla konuşurken çocuğunuza mı konusuyorsunuz  çocuğunuzla mı konusuyorsunuz? Öğrenci Koçluğu’nda gençlere sorarız seninle konusyor ailen sana mı konuyor diye … Konuşmanızın onun gelişimi üzerine etkisini biliyorsunuz. Ama belki de dikkat etmediğiniz şey onunla nasıl konuştuğunuzun da önemi olduğu. Yapılan son araştırmalar çocuğunuzla konuşma şeklinizin onun beyin gelişimini doğrudan etkilediğini gösteriyor. Çocuğunuz konuşmayı öğrenmemiş dahi olsa, kelimeleri öğretmek için kullandığınız resim kartları yerine onlarla konuşmanız, sohbet etmeniz öneriliyor.

4-6 yaş arası çocuklarla yapılan bir çalışmada, gerçekleştirilen testler ve beyin emarı, konuşma sırasında çocukların beyninin değiştiğini, konuşma becerisinin geliştiğini ortaya koymuş. Üstelik ailenin gelir ve ekonomik düzeyi ne olursa olsun sonuç değişiklik göstermemiş.

İşte yaşı kaç olursa olsun asıl önemli olan şu:

Arada ince bir çizgi var. Yani ona bir şeyler söylemek yerine, sohbet etmelisiniz. Aradaki fark açık, değil mi? 1995 yılında yapılan bir araştırma, durumu iyi olan ailelerin çocuklarının, durumu kötü olan ailelerin çocuklarına göre, 3 yaşına geldiklerinde 30 milyon daha fazla kelime duyduklarını ortaya koymuş. Düşünün bir kere. 30 milyon kelime… Hayatınızda nasıl büyük bir fark yaratır.

Yine 1995 yılında yapılan diğer bir araştırmada, araştırmacılar her ay 42 aileyi ziyaret ederek en az 1 saatlik “aile sohbeti” ortamı yaratmışlar. Aile sohbeti sırasında konuşulan konuların ne olduğu ve anne-baba yaklaşımının olumlu ya da olumsuz olduğu konularına dikkat etmişler.  Yaptıkları tüm konuşma kayıtlarını analiz etmeleri tam 6 yıllarını almış. Sonuçlar? Refah düzeyi düşük olan ailelerin çocukları saatte 600 kelime, çalışan anne-babaların çocukları saatte 1200 kelime, meslek sahibi ailelerin çocukları saatte 2100 kelime duyuyormuş.

Araştırmaya katılan ailelerin çocukları 9 yaşına geldiğinde okuldaki başarıları da takip edilmiş. Sonuç? Çocuk 3 yaşına gelene kadar kendisiyle ne kadar çok konuşulursa zekası ve iletişim becerileri o kadar gelişiyor, okulda o kadar başarılı oluyor. Peki ya televizyon? Onu hiç sormayın. Yardım etmediği gibi zarar verici bir etkisi olduğu ortaya koyulmuş. Aslında hangi sosyal sınıftan olursa olsun, çocuğuyla konuşan ailelerin çocuklarının okul başarılarının da benzer olacağı sonucuna varılmış.

2008 yılında yapılan başka bir araştırmada, 120 ailede 10 hafta boyunca çocuklarına 16 saat boyunca tüm konuşmaları kaydedecek bir cihaz kullandırılmış. Aile sohbetinin yer aldığı ailelerde 10 hafta sonunda kullanılan günlük kelime sayısı 8000 ila 13.000 arasında (yani % 55 oranında) artmış.

Çoğunuza mı Konuşuyorsunuz , Çocuğunuzla mı Konuşuyorsunuz?

Bakıcılarla yapılan başka bir araştırmada 6 hafta boyunca bakıcıların çocuklarla sohbetlerini kayıt etmeleri sağlanmış. 6 haftanın sonunda bakıcıların kullandığı kelime sayılarında artış olduğu, bunun sonucunda da çocukların kullandığı kelime sayılarında artış olduğu gözlemlenmiş.

Bugün baktığımızda çocukların kelime haznelerini geliştirmek için birbirinden farklı birçok uygulama ve oyuncak olduğunu görüyoruz. Ama sorun şurada. Amacımız çocukları kelime bombardımanına tutmak olmamalı. Aslolan, insan ilişkileri ve sosyal ilişkiler. Bu da “karşılıklı” sohbet etmekten geçiyor. Sadece kelimeyi bilmek iletişim becerisini beraberinde getirmiyor.

Çocuğu ile sohbet eden refah düzeyi düşük bir ailenin çocuğunun dil becerisi, sohbet etme şansı olmayan, sadece kelimelerin uçuştuğu refah düzeyi yüksek bir ailenin çocuğuna göre daha çok gelişiyor ya da benzer dil becerisine sahip olabiliyor. Tüm imkanlarımızı tüm iyi niyetimizle çocuğumuzun gelişimini desteklemek için kullanırken, bazen en basit şeyleri atlayabiliyoruz. Sohbet etmek gibi… Olanaklarınız kısıtlı  ise  çocuğunuzla yapacağınız çok az  şeyden biri  ki -en etkililerinden biri -de sohbet etmek…

Araştırma sonuçları da bunu destekliyor zaten… İstediğiniz kadar kelime bilin, onları konuşmaya dökemiyorsanız bir terslik var demektir. Bir düşünün… Sürekli dinleyen biriyseniz, iletişiminiz güçlü müdür? Peki ya sürekli konuşan sizseniz? Aslında çok basit, değil mi? İletişim karşılıklıdır. Çocuğunuzun iletişim kurabilmesini istiyorsanız onunla konuşmalı, konuştuğunuz kadar da ona konuşma hakkı tanımalısınız. Zaten sohbet bu demek değil mi?Ayrıca sohbet etmek daha karmaşık bilişsel becerileri de geliştiriyor. Zira sohbet hem konuşmayı hem dinlemeyi gerektirdiği için karşınızdakini anlama ve uygun şekilde cevap verme becerisi de geliştiriyorsunuz.

Yukarıda bahsettiğim 4-6 yaş arası çocuklarla yapılan çalışmada çocuklar ev ortamında takip edilmişler ve sürekli olarak beyin taramaları yapılmış. Sonuç olarak, hikaye dinleyen, sohbet eden çocukların yani daha çok sohbete ya da dil kullanımına dahil olan çocukların duydukları kelime sayısı ne olursa olsun dil testlerinde daha iyi notlar aldığı tespit edilmiş. Beyin taramalarında ise bu çocukların biyolojik beyin gelişimlerinin de olumlu etkilendiği gözlemlenmiş. Yani çocuğunuzla küçük yaşlarda yapacağınız sohbet, beynin biyolojik büyümesini etkiliyor. Alt tarafı sohbet deyip geçmemek gerekiyor. Elindeki tek imkanı sohbet olan bir aile bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde çocuğunun gelişimini olumlu yönde destekleyebiliyor.

Yeniden düşünme zamanı

Şimdi tüm bu anlattıklarım ışığında bir dikkat edin; çocuğunuza mı konuşuyorsunuz, çocuğunuzla mı konuşuyorsunuz?Sadece konuşuyorsanız, isterseniz nefessiz kalana kadar konuşun, monologdan öteye gitmediğiniz için bunun çocuğunuzun gelişimine katkısı tartışılır. Ama çocuğunuzla kısa kısa sohbetler bile etseniz onun dil gelişimine, iletişim becerisine ve beyin gelişimine destek oluyorsunuz. Kurduğunuz duygusal bağ sayesinde hayatının belki de en zorlu süreci ergenliği daha kolay atlatması, sevildiğini ve değer verildiğini hissetmesi de cabası!

Kaynak:

  1. https://www.weforum.org/agenda/2018/02/how-you-talk-to-your-child-changes-their-brain
  2. https://opinionator.blogs.nytimes.com/2013/04/10/the-power-of-talking-to-your-baby/

BİR DEHB’linin SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI

0
[vc_custom_heading text=”BİR DEHB’linin SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI” use_theme_fonts=”yes”]

Sosyal medyayı neden kullanıyoruz? Kimi zaman günlük hayatımızdaki sorunlardan uzaklaşmak için, kimi zamansa tam tersine bu sorunları paylaşmak için. Kendi içinde çelişkileri olan bir mecra, öyle değil mi? Ama bu çelişkiler bizim hakkımızda fikir verebiliyor.

Son dönemde yapılan araştırmalar sosyal medya paylaşımlarımızın %85 doğruluk payı ile “akıl sağlığımız” hakkında fikir verdiğini ortaya koyuyor. Öyle ki 30 ya da 60 dakikalık seanslarda elde edilemeyen verilerin özellikle Twitter paylaşımları üzerinden elde edilebildiği anlaşılmış durumda. Zira sosyal medya paylaşımlarımızı tamamen özgür bir ortamda, tam olarak kendimiz olduğumuzda yapıyoruz. İşte bu da bizle ilgili tüm ipuçlarını, nasıl bir dönemden geçtiğimizi gözler önüne seriyor. Bir anlamda takip ettiklerimiz için “kral çıplak” diye düşünürken kendi çıplaklığımızın farkında bile olmuyoruz.

Tüm bunlar biraz ürkütücü gelse de aslında sosyal medya paylaşımları ile birinin DEHB’li olup olmadığını anlamak da mümkün. 2017 yılında yapılan bir araştırmada(1)1400 DEHB’li twitter kullanıcısının 1.3 milyon paylaşımı ile yine aynı sayıda, aynı yaşta, cinsiyette ve sosyal medya kullanım sıklığı benzer olan ancak DEHB’li olmayan twitter kullanıcısı paylaşımları karşılaştırmalı olarak inceleniyor.

İncelemeler sonucunda DEHB’li kişilerin yoğun olarak odaklanma, otokontrol, niyet ve başarısızlık konularında paylaşımlar yaptıkları, zihinsel-fiziksel ve duygusal yorgunluklarından bahsettikleri anlaşılıyor. “Nefret”, “hayal kırıklığı”, “üzgün”, “ağlamak” kelimelerini DEHB’li olmayan kontrol grubundan daha çok kullandıkları görülüyor ve genelde herkesin uyuduğu 00:00-06:00 saatleri arasında paylaşımda bulundukları gözlemleniyor.

DEHB’lilerin ruh halleri genel anlamda daha çalkantılıdır ve daha fazla olumsuza odaklanırlar.  Bu da paylaşımlarının daha olumsuz yönde olmasının sebebini açıklıyor aslında. Sosyal medyada yapılan ilgi çekici bir paylaşımın dakikalar içinde olumlu geri dönüşler alması da neden sosyal medyada aktif olduklarını açıklıyor. Dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik… Tüm bunlar anında geri dönüş alma ile birleşince sosyal medya DEHB’liler için en iyi kendini ifade etme aracı olarak karşımıza çıkıyor.

Son 10 yıldır yapılan araştırmalar, özellikle DEHB’li danışanları olan koçlar ve diğer profesyoneller için sosyal medya postlarının başka bir yönünü ortaya koydukları için değerli oldukları kanısındayım. DEHB’li birinin paylaşımlarını inceleyerek seanslarda ortaya çıkmayan, biraz daha geri planda, halı altında kalmış sorunları tespit ederek desteğinizi o yönde vermeniz de mümkün.

Kaynaklar

(1)https://www.sciencedaily.com/releases/2017/11/171113111016.htm

(2)https://www.elitedaily.com/p/what-your-twitter-says-about-you-your-mental-health-according-to-new-research-5486975

En Çok Okunan Makaleler

Koçluk İle İlgili Makaleler

Öğrencilerin Başarıları İçin Koçluk Teknikleri Nasıl Kullanılır?

0
Bir öğretmen, bir akademik danışman, bir rehber öğretmen koçluk becerilerini mesleğinde nasıl kullanır? Öğrencilerin başarılarını arttırmak için öğretmenlerin yada özel ders öğretmenlerinin öğrencilerin tam olarak...

Koçluk Sözleşmesi