Kaynak Kitaplar

Ana Sayfa Kaynak Kitaplar

Yaratıcı Öğrenciler

0

Yaratıcı Öğrenciler “Öğrenim yeni bilgi ve beceri elde etme sürecidir.” der Robinson.

Yaratıcı Öğrenciler aslında insanın doğduğu andan itibaren öğrendiğini ancak bazı öğrencilerin okula gitmeye başlamalarıyla beraber öğrenme arzusunu yitirmeye başladığını söylemektedir. Eğitim, organize öğrenme programıdır. Ancak ne yazık ki çoğu ülkede öğrencilerin öğrenirken kendi hallerine bırakıldığından bahsetmektedir ve bunun doğru bir sistem olmadığının özellikle altını çizmektedir yazar.

Gençler, okuma, yazma ve matematik öğrenmek için ilkokula başlayıp bunları akademik olarak ilerletebilmek için liseye giderler. Bu alanlarda başarılı olup iyi derece diplomayla mezun olanlar ise üniversiteye gider ve sonra yüksek maaşla iş bulurlar. Ancak hikâyede unutulan bir gerçek var ki o da her çocuğun her konuda yetenekli ya da zeki olmayışıdır. Dolayısıyla gençleri kendi yetkinlik alanlarında desteklemenin önemini vurgular yazar. Her ne kadar eğitim kültürel bir sorun olsa da kökleşmiştir. Her şeyi değiştirip geliştirebilecek güç olsa da kökleşmiş sistemi baştan kurmak göründüğü kadar kolay değildir.

Temel Bilgilere Dönüş

Aslında yaratıcı öğrencilerin sadece akademik olarak değil, yetenekleri doğrultusunda desteklenmesi onların akademik olarak da ilerlemesine destek olacaktır. Örneğin bir matematik öğretmeni düşünün. Öğrencisi matematiğe karşı ilgisiz ve umursamaz ancak basketbol konusunda inanılmaz istekli. Öğretmen eğer onun basketbol maçına gidip ona orada tezahürat yapıyor olsa o öğrenci de onore olduğu için öğretmenine yakınlık hissetmeye başlayacak ve öğretmeninin dersine de ilgi duymaya başlayacaktır bir süre sonra. Mesele sadece dersler ile yaklaşmak değil. Onları kapsayıcı formda olabilmektir der yazar.  Smokey Road Ortaokulu’nda çok hızlı personel değişimi oluyordu. Öğrencilerin sürekli kavga etmeleri, düşük akademik başarı öyküsü buraya gelen müdürlerin hızlı terk edişine neden oluyordu. Dr. Laurie Barron her seyi değiştirene dek. Pes etmemişti. Çocukların arkalarındaki cevheri görmeye yönelik yaklaşmıştı onlara. Bu hiç kolay olmamıştı. İlk yıl kavgaları önlemek için çocukları birbirinden uzak tutmaya çalışıyordu. Bu başarılı bir plan değildi. Sonra onları desteklemeye giden süreç başladı. Öğrencilerin bir birey olduklarını bilmeleri, hatırlamaları için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Ekibinin her bir üyesinin her bir öğrenciyi bireysel ihtiyaçları ve ilgileri doğrultusunda desteklemeyi önceliklendirmişti.

Standart akımlardan ve bunların çıktılarından bahseden Robinson aslında kontrolü elinde tutmaya çalışmak ve test akımını ve ceza ilişkisine de yer veriyor. Standartları arttırmanın önemini de es geçmemek gerek.

Metaforları Değiştirmek

Öğrencileri hayali şeylerden yola çıkarak somut şeyler elde edebilmeleri çok önemli. Bunu da bir örnekle açıklıyor Robinson. Steev Rees, Kansas City’de yaşayan bir mimar ve DeLaSalle Eğitim merkezine lise öğrencileri için kariyer sohbeti için davet ediliyor. O okulda gördüğü olumsuzluklara karşın büyük de potansiyel olduğunu keşfediyor ve öğrencilerle çalışmalar gerçekleştiriyor. Steve kaza yapmış yarış aracı bulup onu öğrencilere veriyor. Öğrenciler kürdan ve strafor gibi hayali şeylerden yola çıkarak araba tamir etmek gibi daha somut şeyler yapmaya başlıyorlar. Bu da öğrencilere önemli şeyler yapabildiklerini hissettiriyor. Aynı zamanda büyük öğreticiliği olduğunu dile getiriyor. Metaforun gücü öğrenme ile birleşiyor.

Alternatif eğitim programları kapsamında okulda başarısız olan öğrencileri kazanmak esas hedef. Bunu yaparken de geleneksel yöntemlerde başarısız öğrencilerin öz saygılarını arttırmaya yönelik toplumda uygulanabilir ve başka insanlara destek olacak projelerde çalışmaları sağlanıyor. Bu programlar çoğu zaman olağanüstü sonuçlar doğuruyorken neden normal eğitim programlarında da bunlara yer verilmediğini anlayamadığını ifade ediyor yazar.

Öğrencilerin hedefleri ve yetenekleri farklı olabilir ve her hedefi, her yeteneği ihtiyaç doğrultusunda farklı değerlendirmek gerekir.

“Eğitim, öğrencilerin ekonomik açıdan sorumluluk sahibi ve özgür olmalarını sağlamalıdır.” Der Robinson. Yaygın eğitimin her daim ekonomik amacı olduğunu savunur. Bunun da akla uyan bir yöntem olduğunu söyler. Mevcut eğitim sisteminde çok fazla şey hızlı bir şekilde yok oluyor. Bu sürede de özellikle hızla gelişen teknoloji ile beraber yeni ve farklı gelişimler oluyor. Günümüz öğrencilerin bu gelişim ve değişim karşısında önümüzdeki on yıllar içinde hangi meslekleri yapacağı merak ediliyor.

Değişen Okullar

Gelişen teknolojiler, gelişen dinamiklerle beraber değişen okullarda kişilerin sistemleri değiştirme gücüne değiniyor yazar. Kendisi okulu ne kadar çok seven biri ve öğretmen olarak işe ilk başladığı gün karşılaştığı manzara hiç beklemediği bir manzaraydı. Çünkü o öğrenciler sınıfta olmak istemiyordu. Bu durum karşısında çok çeşitli yöntemler denemişti. Buna rağmen ciddiye alınmadığını ifade ediyor Dr. Robinson. En sonunda fark ettiği öğrenciye ne istediğini fark ettirmekti. Sorularıyla onların ne öğrenmek istediklerini sorguladı. Bu yöntem biraz daha fazla işe yaramıştı o öğrencileri kazanma noktasında.

Doğuştan Öğrenenler

Yeni doğan bebekler, etraflarındaki dünyayı öğrenebilmek için bitmeyen bir isteğe sahiptirler. Ancak gözlemlediğim okul çağına gelen çocuklarda bu istek azalmaktadır. Olağan bir öğrenme sistemi vardır okula gidene dek bu çocuklarda. Bu da belli şeyleri öğrenmek için eğitimciye ihtiyacımız olduğu gibi bazı şeyleri doğal olarak da öğrenebiliriz. Dil gibi… Geleneksel bir sınıfta öğrenciler sırada oturur, müfredata göre öğretmen anlatımını yapar, soru sorar, ödev verir ve en sonunda da test yapar. Bu öğrencilerden bazıları o derse istek duyuyorsa hızlıca öğrenirken istek duymuyorsa aynı sınıfta ve aynı öğretmenden ders alan öğrenciler bunu öğrenemeyeceklerdir. Peki burada asıl soru şu. Neden okullarda hep düzen bu şekilde devam eder? Bunun nedeni modern toplumlarda eğitimin hala görülen iki sütun üzerine inşa edilmesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bunlar da okulların örgütsel kültürü ve entelektüel kültürü olarak düşünebilirsiniz. Eğitimde akademik yetenek fikrinin ön planda tutulması da buna etken olmaktadır.

Öğrenme Sanatı

Örgün eğitimin üç ana sorunu olduğunu ifade eder yazar. Bunlar müfredat, öğretim ve değerlendirme der. Genellikle standart akım müfredat ve değerlendirmeye odaklanır. Öğretim ise standartları aktarmanın bir yoludur. Eğitimsel ilerlemenin kalbi, sınıf mevcudu, sosyal sınıf, fiziksel çevrenin ötesinde daha çok öğrencileri öğrenmeye teşvik etmek ile artar. Bunu da mükemmel öğretmenler yapar. İyi öğretmenler öğrenme koşulunu oluşturular.

Bilmeye Değer Olanlar nelerdir?

Öğrenciler müfredatı etkin bir şekilde kavrarlar. Çünkü disiplinleri birbiriyle ilişkilendirirler. Burada önemli olan öğrencilerin tümüne ulaşabilmektir. Eğitimdeki dönüşümü gerçekleştirecek olan budur. Tabii bunu yapabilmek için değişimi mümkün kılan müfredata da sahip olmak gerekir. Bu müfredatlar öğrencilerin neleri öğreneceğini ve neleri yapabileceklerini içeren bir çerçevedir.

Sınavlar, Sınavlar

Çok çeşitli yerlerde, bloglarda öğrencilerin geleceğini belirleyen sınavlar nedeniyle yaşanan stres, kaygı, hayal kırıklığı ve bu süreçlerin ikincil sıkıntıları dile getirilmekte. Standartlaşmış testlerin artması ile bu karmaşa tüm dünya genelinde artmaktadır. “Devlet sınavları, her türlü düşünmeyi, tartışmayı ve bir toplum inşa etmeyi engellemektedir” der yazar.

Okul Yöneticilerinin İlkeleri

Bir okulun başarılı olabilmesinin merkezinde vizyon ve beceri kazandıran, öğrencilerin öğrenebildiği ve öğrenmek isteyeceği bir ortam hazırlayan ilham veren bir okul liderinin önemi büyüktür. Bu okullar zorluk derecesi yüksek sınavlar karşısında bile öğrencilerin ilham almasını sağlayabilmektedir.

Geleneksel Ailenin Özüne Dönüş

Çocuklar ve gençler okula göre evlerinde daha fazla vakit geçirmektedir. Özellikle Amerika’da çok çeşitli aile yapısı göze alındığında ailelerin okulla iş birliği içinde olması çok önemlidir. Bu şekilde yaklaşım yaratıcı öğrenciler için çokça fayda sağlamaktadır. Bunu yapabilmek oldukça zorlaşabiliyor çünkü geleneksel aile yapısının dışında aile yapıları olduğunda ortak fikirde buluşmak zorlaşıyor. Bazen anne- baba ayrı oluyor ve çocuk bunlardan biriyle yaşıyor. Bunlardan biriyle yaşarken üvey anne/üvey baba da yanında çocuğun yetişmesinde söz sahibi olabiliyor. Bazen biyolojik aile dışında taşıyıcı ebeveyn, yurttan gelen evlat ebeveyni gibi durumlarda işler çok karmaşıklaşabiliyor. Önemli olan okul ve öğretmenlerin amacı öğrencinin okul dışında da rahat ve güvende olduğundan emin olmaları gerekmektedir. Bazen de çocukların büyüdüğünü kabul etmek bunun için en kritik nokta olabiliyor.

Ortam Değişikliği

Her ne kadar okulların kendi kültürleri olsa da bazı okullar içlerinde bulundukları koşullar, siyasi ortamdan etkilenme söz konusu. Eğer siyasilerin okullar için yanlış hedeflere odaklanması söz konusu olursa yanlış stratejiler gelişir.

Hazırlayan: Rabia Parla

Akılını En Doğru Şekilde Kullan – Dr. Carol S. Dweck

0

Akılını en doğru şekilde kullan kitabınında ana fikir genel olarak bir soru etrafında şekilleniyor; “Başarı, öğrenmekle mi, yoksa akıllı olduğunuzu kanıtlamakla mı ilgilidir?” Bu soruya verilen cevaba göre de; bireylerin iki tip düşünme tarzına sahip olduklarından bahsediliyor; “Sabitlenmiş düşünce yapısına sahip bireyler” ve “Gelişmiş düşünce yapısına sahip bireyler”.

Kitapta bu iki düşünce tarzına sahip bireyler arasındaki farklar ve bu tarz düşünme yapısına sahip bireylerin kendi tarzlarına göre başarılarını ne derece ortaya koyabildikleri anlatılıyor.

Düşünce Yapısı

Bazıları bu farklılıkları güçlü ve fiziksel bir temelin oluşturduğunu ve bunların kaçınılmaz değiştirilemez olduğunu ve bireysel zekânın arttırılamayan sabit bir özellik olduğunu, (sabitlenmiş düşünce tarzı)

Bazıları ise bireysel farklılıkları inkâr etmeden, eğitimin, pratiğin ve yöntemin zekâ üzerinde değişikliğe neden olduğunu. (gelişmiş düşünce tarzı)

Biraz daha derinleştirsek; bu iki farklı zihin yapısına sahip insanların düşündükleri ve hissettikleri ise aşağıdaki söylemlerle özetlenebilir;

Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip insanlar, “Bir konuda çalışmak zorundaysanız, o konuda iyi değilsinizdir.” diye anlatıyor ve ekliyorlar; “Gerçek dâhilere, her şey daha kolay gelir.” “Çabalamak sizi küçültebilir.” derken,

“Gelişmek dururken ne kadar harika olduğunuzu tekrar kanıtlamak için neden zaman harcayasınız?” “Eksiklerinizi gidermek varken neden onları saklayasınız?” “Sizlerin gelişmesine yardımcı olabilecek arkadaşlar varken neden öz saygınızı onaylayan arkadaşlar bulasınız?” “Sizleri zorlayacak deneyimler yerine, neden denenmişini arayıp bulasınız?” derler.

İşler iyi gitmediği zamanlarda dahi kendinizi zorlama tutkusuna sahip olmak ve ona sıkı sıkıya sarılmak, gelişme düşüncesi tarzının ayırıcı özelliğidir. İnsanların hayatlarındaki en zorlu zamanlarında bile gelişmelerine olanak tanıyan; işte bu aklını doğru kullanma yöntemidir.

Bu kitapta en çok; “Aklını doğru kullanan kişi başarısızlıklar karşısında cesareti kırılan kişi değil, öğrenme sürecinde olduğunu düşünen kişidir.” söylemini sevdim. Yanı sıra; bu bölümleri destekleyen günlük hayatın içinden örnekler, yapılan araştırma sonuçlarıyla okuyucuya sunulmuştu. Bu cümlelere hizmet eden bir örnekle özetlemek gerekirse vereceğim örnek şu olurdu;

Bir araştırmadan bahsediliyor kitapta; insanların başarısızlıkla nasıl başa çıktıklarını anlamak için yapılan, öğrencilerin zor problemlerle ne şekilde uğraştıkları izlenerek tamamlanmış bir araştırma bu.

“Çocuklar zor yapbozlarla karşı karşıya geldiklerinde, on yaşında bir tanesi; “Zorlukla uğraşmayı seviyorum ve bilirsin bunun öğretici olacağını umuyorum!” diyor.

Araştırmada beklenmeyen sonuç şu;

“O çocuklar, zihinsel yetenekler gibi insan özelliklerinin çabayla geliştirilebileceğini biliyorlar. Yaptıkları şey tam olarak; “Aklını Doğru Kullanmak”. Başarısızlık tarafından cesaretlerinin kırıldığını akıllarına getirmiyorlar, başaramadıklarını düşünmüyorlar bile. Onlar öğrendiklerine bakıyorlar.”

Her zaman ya zorlukla başa çıkılacağını, ya da başa çıkılamayacağı düşünülür. Hiçbir zaman birinin başarısızlığı seveceğini düşünmeyiz. Başarısızlığı hediyeye dönüştüren bir bakış açısı daha var oysaki.

Bu kitabı okuyuculara kesinlikle tavsiye ederim. Koçlukta tam bir başucu kitabı niteliğinde. Yanı sıra, birçok insanın farkında olmadığı bir saptamayı da içinde barındırıyor. Bir şeyi yapmak ve ondan zevk almak için o şeyde harika olunması gerekmiyor. Bu farkındalık bile çok değerli.

Kitaptan aklımda kalan en önemli cümle ise; “Başarmada öncelikli olan sabit yetenek değil, kişinin kendini maksatlı adayışıdır.” cümlesi.

Kitabı buradan alabilirsiniz.

İyi okumalar.

Hazırlayan: Duygu Topaç

Gerçekten Beni Duyuyor musun?

0

Gerçekten Beni Duyuyor musun?  kitabı İstanbul Üniversitesi psikoloji lisans, Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Yüksek Lisans mezunu olan Leyla Navaro’nun 1987 de yazdığı  harika bir iletişim kitabı.

Peki niçin harika bir kitap?

Öncelikle 34 yıl önce yazılmış olmasına dikkat çekmek istiyorum. Evet, şu anda da raflarda pek çok iletişim kitabı mevcut ve hatta ayrı ayrı alanlarla ilgili daha detaylı kitaplar var belki. Ama bu kitabı okurken iletişimin alfabesini öğreniyormuş hissine kapıldım. Öyle ki alfabeyi öğrendikten sonra istediğim tür kitabı okuyabilirdim artık.

Yani istersem ödül- ceza hakkında bir kitap, istersem 3-6 yaş çocuk gelişimi hakkında bir kitap veya anne babalık sanatı hakkında bir kitap. Bu artık benim hangi alanda daha çok bilgiye ihtiyacım olduğuyla veya kendimi hangi alanda geliştirmek istediğimle ilgiliydi. Alfabeyi çözmüştüm bir kere.. 198 sayfalık bu kitap hakkında sayfalarca yazıp, saatlerce konuşabilirim ama daha fazla detaya girmeden kısaca kitabın içeriğinden bahsedip, okuma keyfini  çay-kahve eşliğinde size bırakmak isterim.( kitabı okurken çay-kahve bağlantısını göreceksiniz J)

Kitap Kaç Bölüm ?

Kitap 9 bölümden oluşuyor, içinde anne babalar için örnekler, alıştırmalar ve diyalogları doğrusu ve yanlışıyla canlandıran görseller bulunuyor. Hepsi de hayatın içinden çok canlı örnekler. Odasını toplamayan çocuktan tutun da çocuğunu dinlediğini sanıp aslında dinlemeyen ebeveynlere kadar. Bazen kendimizi bir kitapta veya resimde görmek bize; neyi, ne kadar doğru veya yanlış yaptığımızı o kadar güzel yansıtır ve bizde farkındalık yaratır ki…  İşte Leyla Navaro da adeta bir ayna tutmuş anne babalara bu örneklerle.

Kitap genel olarak 3- 6 yaş aralığını ele alıyor . Ama sakın ‘benim çocuğum 6 yaşından büyük, ben bu kitabı okumakta geç kalmışım’ gibi bir yanılgıya kapılmayın. Bu kitapta yazılanları her yaşa ve her yaşta uygulayabilirsiniz. İşte bu da ilk başka ‘harika bir kitap’ dememin sebeplerinden biri.

Yazar kitabında en genel tabirle iletişimin doğrularını, yanlışlarını ve bunların sonuçlarını anlatıyor ve bunu arka kapakta çok güzel özetliyor. Etkili iletişim yöntemlerini anne- babalara ulaştırarak, aile çocuk arasındaki sorunların önemli bir kısmını oluşturan iletişim bozukluklarını ortadan kaldırmaya çalıyor. Dinlemek ve duymak arasındaki farkı, çocukları dinlerken vermemiz gereken tepkileri, iyi dinleyici olma kurallarını, katılımlı dinlemeyi ve empatinin önemini detaylı bir şekilde açıklıyor.

Ayrıca, günümüzün değişen değerleri sonucunda ebeveynlerin kendi ailelerinden gördüğü eğitimle, güncel çocuk eğitimleri arasında oluşan kafa karışıklıklarına da rehberlik ediyor. Örneğin; ‘çocuğumu nasıl, kime, neye göre yetiştirmeliyim?’, ’ iyi anne babalık aşırı koruyuculuk mudur veya nasıl olmalıdır ?’, ‘çocuğumun güvenini nasıl arttırabilirim?’ gibi sorulara cevaplar bulabiliyorsunuz.

Mükemmel ve Mutlu Anne

Buna ek olarak, mükemmel ve mutlu anne kavramlarını olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alıyor.   Mükemmel anneliği tehlikeli ve beklentilerin yüksek tutulmasına sebep olan bir kavram olarak yorumlayıp olumsuz etkilerinden bahsederken , mutlu anne-baba olmanın pozitif etkisini gösteriyor okuyucuya.

Bunun yanısıra önemli olanın anne babanın kendi değer ve duyguları konusunda biliçlenip, bunları yapıcı olarak ifade edebilmesi,uygulayabilmesi ve oluşan sorunlara, yapıcı ve pratik çözümler getirebilmesi olduğunu  belirtirken, ‘Ben dili yerine Sen diliyle konuşmanın’ önemininin altını çiziyor.

Pek çoğumuz çocuklarımızdaki olumsuz davranışları yaramazlık, söz dinlememe olarak nitelendiririz. Halbuki bu, buz dağının görünen kısmıdır. Leyla Navaro kitabında bizlere bu buz dağının altınını göstererek, çocuklarımızı daha iyi anlayıp, tanımamızın yollarını görmemizi sağlıyor.

Tüm bunların yanında her ailenin kendi değerleri çerçevesinde bir takım eğitimleri çocuklarına vermek isteyeceklerini, burada önemli olanın ne öğretildiğinden ziyade nasıl öğretilmesi olduğunu belirtiyor. Bu aşamada kadameli yaklaşımlar ,ödül, ceza ve disiplin konularındaki doğruları ve yanlışları yine örnekler ve uygulamalarla anlatıyor.

Kısaca, iletişim konusunda, çocuklarımız vasıtasıyla bilinmeyenleri öğreniyor, yanlış bildiklerimizi düzeltiyor, doğru olanları da yapmaya devam ediyoruz. Böylece kitapta da belirtildiği gibi çocuğumuzu eğitip ve yetiştirirken, aslında kendimizi eğitip ve yetiştirmiş oluyoruz.

Kitabı buradan alabilirsiniz.

Hazırlayan: Ceren Alptekin

Her Çocuk Başarabilir – Mel Levine

0

Okul çağında çocukların zihinsel gelişim ve öğrenme farklılıklarını dikkat kontrol etme, ezberleme, yazma, konuşma, zihin sistemi, düşünme becerileri, sosyal düşünme sistemleri, çocukların farklı olma hakları gibi konuları 13 başlıkla anlatıyor. Her bölüm kendi içinde alt başlıklarla ve örnek vakalarla anlatılmış. Aynı zamanda Mel LEVİNE Her çocuk başarabilir kitabında çözüm için pratik önerilerde bulunuyor.

Levin’e göre çocukların kendi başarısızlıklarının sebeplerini öğrendiklerinde kendilerini bağışlamalarına neden oluyor. 30 yıllık klinik gözlemlerinde Mel Levine, bir yaklaşım ve model geliştirmiş. Çalışmalarının sonucunda kitabının isminin “ Öğrenme zorluğu çeken çocuklardan öğrenme hakkında öğrendiklerimiz.” Olabilirdi diye tanımlamış, her bireyin donanımının aynı olmadığı konusunda vurgu yapmış. Yani bir çocuğun zayıf yönü zihinsel farkından ve eksikliğinden kaynaklanıyorsa Levine tanımıyla bunun ne olduğunu bulup ona söylemek kendisini ‘ berbat ’ya da ‘kafasız’ gibi hissetmelerini engelliyor.

Mel levin’e göre bir öğrencinin nöro-gelişimsel profili, hayatın zorlukları karşısında yeterince zenginleşecek kadar sağlıklı olmalıdır. Bizim nöro -gelişimsel çeşitliliğin farkında oluşumuz ise bizi birisinin donanımlarını değiştirmeye veya o donanıma ne kadar hakkımız olduğu sorununa götürür.

Öğretmenler ve ebeveynler için yazılmış bu kitap içinde çocukların ne kadar farklı olduklarını ve aslında zihin sistemlerindeki bazı aksaklıklardan dolayı öğrenmeyi başaramamalarını, buna dikkat edilirse tüm çocukların başarılı olabileceği bazı alanlar olduğunu anlatıyor. Zihin profillerinin esnek olduğunu söyleyen Mel Levine çocukların güçlü ve zayıf yönlerini tespit ederek yeniden şekillendirme olanağımız olduğunu anlatıyor kitap boyunca örneklerle. Umut verici!

Kitabı ebeveynlere ve öğretmenlere gerçekten tavsiye ederim. Çünkü öğrenmenin aslında her çocuğun başarısı olabileceğinin fakat zihinsel aksaklıkların farkında olmadığımızda çocukları davranış sorunları var ya da okumayı sevmiyor anlamıyor diyerek aptallarmış gibi hissettirmenin önünde kocaman bir soru işareti koyuyor. Eğer burada gördüğümüz örnek vakalara bakarsak hepimiz aslında böyle çocuklar olduğumuzun ya da onlarla karşılaştığımızın bilincinde olacağız. Ve yargılamadan önce tüm bu çocuklara karşı nazik ve anlayışlı olacağız. Örneğin ailesinde iletişim problemi olan çocukların öğrenmesinin yavaşladığı gerçeği çarpıcı. Duygusal olarak tam olmayan bir çocuğun öğrenmesi aksıyor.

Sosyal olarak becerileri yüksek bir çocuk bazen iyi bir belleğe sahip olamıyor. Çocukları güçlü yönleriyle var etmenin ve aksaklığı tespit ederek onlardan vazgeçmemiz gerektiğini anlatan güçlü bir başucu kitabı.

Bu kitapta can alıcı tek bir cümle bulmak zor; bir paragraf paylaşmak istiyorum.
Bir zihin yapısının zaman içinde kendini kanıtlayabildiği gibi, okulda mükemmel başarıyı yakalayan bir profilin kariyer edinmeye o kadar da uygun olamayacağından bahsederken

Mel LEVİNE şöyle diyor:

“Bir çocuk eve düş kırıklığı yaratan notlarla döndüğünde, karnenin çocuğun kariyerinde ne kadar başarılı olacağını önceden kestirmede oldukça kötü olduklarını gösteren bulgularla teselli olabilir. Hatta bazen muayenehanemde okulda başarısız olan bir çocuk gördüğümde şunları söyleyerek onu canlandıramaya bayılırım: “Pazartesi günü okula gittiğinde sınıfına şöyle bir bak ve gerçekten kıskandığın bir çocuğu seç, muhteşem notlar alan, yakışıklı ve sporcu olan birini, hani şu her şeyi doğru yapanlardan. Ve de popüler biri olsun. O çocuğa yakından bak ve bunun onun en iyi dönemi olduğu fikrini ciddi şekilde düşün! Gün gelip o çocuğun senin için çalışması olasılığı yüksek.”

Sanırım bu, farklı profillerin hayatın farklı dönemlerinde ve zaman uygun olduğunda istenen dereceye ulaşacağını söylemenin başka bir yolu.

Hiçbir zihnin farklı olduğu için yalvarmaması gerekir.

Her Çocuk başarabilir kitabını buradan alabilirsiniz

Hazırlayan : Ayşe Mıhçı

En Çok Okunan Makaleler

Koçluk İle İlgili Makaleler

Öğrenci Koçluğu Görüşmesinin Yapılandırmanın 6 Adımı

0
Öğrenci Koçluğu Görüşmesinin Yapılandırmanın 6 Adımı 1. Koçluk Anlaşması Oluşmak Görüşme için konuyu tanımlayın.Bugün odaklanmak istediğin konu/hedef nedir? Bu konuda senin için önemli olan nedir?2....