Kaynak Kitaplar

Ana Sayfa Kaynak Kitaplar

Performans İçin Koçluk

0

Kitabın yazarı olan John Whıtmore 1980 lerde koçluğu organizasyonlara götüren ilk kişidir. Koçluk modeli G-R-O-W’ un yaratıcılarındandır. Performans için koçluk kitabı koçluğun kutsal kitabı olarak görülür ve birçok kişiye en iyi performansı ortaya çıkartmaları için ilham kaynağı olmuştur.

Kitap 5 bölümden oluşmaktadır. Kitabın sonunda terimler sözlüğü, alet çantası, aktif dinleme, güçlü sorular kısmı yer almaktadır.

  1. Bölümde : Koç koçluktan daha büyüktür
  2. Bölümde: koçluğun prensipleri
  3. Bölümde: koçluk uygulaması
  4. Bölümde: koçluğun özel uygulamaları
  5. Bölümde: koçluğun potansiyelini gerçekleştirmek

‘ Bizlerin daha çok meşe palamutlarına benzediğimizi, her birimizin içinde muhteşem bir meşe ağacı olma potansiyeli olduğunu ileri sürüyordu. Beslenmeye, cesaretlendirilmeye ve uzamak için ışığa ihtiyacımız var ama meşe ağacı olmak zaten bizim içimizde.

Vahşi doğada meşe palamutlarından büyüyen meşe fidanlarının, su bulmak için tüy kalınlığında tek bir kazık kökü hızla büyüttüğünün farkında olmayabilirsiniz. Fidan henüz 30 cm uzunluğundayken bu kök aşağı doğru bir metre kadar uzayabilir. Bir fidanlıkta ticari olarak büyütüldüğünde, kazık kök saksısının dibinde bükülür ve fidan başka yere dikilirken kırılır; bu onun gelişimini ciddi şekilde sekteye uğratırken onun yerine gelen büyür. Kazık kökü korumak için yeterli zaman ayrılmaz ve çoğu yetiştirici varlığından ya da amacından bile haberdar değildir. Bilge bahçıvan, bir fidanı başka bir yere dikerken, kırılgan kazık kökü açacak ve ucuna ağırlık verecek ve bir metal çubukla toprağın derinine kazılan dik bir deliğe dikkatlice yerleştirecektir. Ağacın yaşamının erken evresinde bu sürece harcanan zaman, onun hayatta kalmasını sağlar ve daha hızlı büyüyüp ticari olarak yetiştirilen kardeşlerinden daha güçlü olmasına imkan tanır. İş dünyasının bilge liderleri koçluğu iyi bir bahçıvan kadar başarılı olmak için kullanırlar.’

Çok beğendiğim bu alıntıyı sizinle paylaşmak istedim.

Kitapta,

Koçluk nedir? Nasıl icra edilir? Nelerle karıştırılmamalıdır? Neden koçluk gereklidir?

Liderlerin yöneticilerin koçluk öğrenmesi neden önemlidir?

Bu soruların ve daha bir sürü sorunun yer aldığı bu kitap koçluğun tanımını, diğer meslek grupları ile farkını, koçluğun uygulanış yöntemlerini, koçluğun etik kurallarını, prensiplerini, G-R-O-W yöntemini, SMART, PURE, CLEAR yöntemini profesyonel bir şekilde anlatmıştır.

G-R-O-W yöntemi

G(GOAL): Hedef Koyma

R(REALİTY): Gerçek

O(OPTİONS): Seçenekleriniz neler?

W(WİLL): Ne yapacaksınız?

G-R-O-W yöntemi hedef koyma ve hedefimizi gerçekleştirmek için uygulayacağımız etkili bir yöntemlerdir. İyi bir hedefin niteliklerini belirlerken SMART, PURE, CLEAR ’a uygun olması gerekir.

SMART (akıllı)

Specific(belirli)/Measurable (ölçülülebilir)/Agreed ( mutabık kalınmış)/Realistic (gerçekçi) /Timeframed (zaman çerçeveli)

PURE (arı)

Positively stated (olumlu ifade edilmiş)/Understood (anlaşılmış)/Relevant (konuyla ilgili)/Ethical (etik)

CLEAR (açık)

Challenging (zorlu)/Legal (yasal)/Environmentally sound (çerçeveye uyumlu)/Appropriate (uygun)

Recorded (kaydedilmiş)

Koçluk dünya tarafından başarısı ve etkisi görülmüş bir yöntemdir. Koçluk; yolculukla ve bu yolculukta kendimizi keşfederek ilerlemekle ilgilidir. Koçluk insanlara hayatlarıyla ilgili değişiklik yapmak istedikleri konular üzerinde düşünmeyi, güçlü sorularla farkındalığı arttırmayı ve potansiyeli ortaya çıkartmayı sağlar. Koçluk yaratılan güçlü ilişki ve kullanılan iletişim araçları ve tarzı nedeniyle büyük sonuçlar üretir. Koçluk alan kişi gerçeklere ulaşır. Yeni becereler ve davranışlar geliştirir ancak bu söylendiği ya da öğretildiği için değil kişinin kendi içinde keşfederek hayata geçirmesiyle ilgili bir süreçtir.

Koçluk kişinin potansiyelini ortaya çıkartarak kişinin ulaşabileceği en üst performansa ulaşmasını sağlar. Koçluk özünde, iş birliği ve potansiyele inanmakla ilgilidir. Koçluk yüksek performans için koşullar yaratır. Koçluk kişide sürdürülebilirlik, iç değerler, güven, nitelik, yeterlilik, öğrenme, yeniden yaratma oluşturur. Koçluk suçlama kültürünü bir kenara bırakarak iç denetimimiz sağlayarak, sorumluluk alıp çözüm yolu bulmayı sağlar. Hayatımızda olması gereken ve önemi her geçen gün artan koçluk liderlerin ve yöneticilerinde tercih ettiği bir yöntem olmaktır. Süreç ilerledikçe de koçluk daha çok önem kazanmaktadır.

Kitapta en çok beğendiğim kısım koçluk ile ilgili detaylı açıklamaların yapılması, G-R-O-W yöntemini detaylı bir şekilde anlatması, örneklere yer vermesi ve kitabın sonunda yer alan güçlü sorular oldu. Ayrıca Gallwey ’in kelimeleri ile ‘’Bir insanın kendi aklının içindeki rakibi, filenin diğer tarafındakinden daha zorludur.’’ cümlesi oldu. Bazen iç engellerimiz, dış engellerden daha göz korkutucu ve engelleyicidir. İç engellerimizin farkına varıp, alt kimliklerimizi organize ederek, kendimize hakim olursak daha başarılı oluruz. Alt kimliklerimizi yani iç sesimizi orkestraya benzetebilir organize edilmediğinde her bir enstrümandan farklı bir ses çıkar ve kulağa hoş gelmez. Okestra şefi ise gelip maestro dediğinde muhteşem uyum ve düzen içinde müzik ortaya çıkar. Biz de kendimizin orkestra şefi olarak iç sesimizi en iyi şekilde organize edebiliriz. Olumsuzlukları muhteşem bir müzik dinletisine çevirebiliriz. Şef biziz ne istersek onu duyarız, neye odaklanırsak o oluruz.

Kitapta en az beğendiğim kısım ise verilen örnek görüşmelerin tek bir kişi ve konu üzerinden verilmesiydi. Örnek koçluk görüşmelerinin daha genel ve gündelik hayatta karşılaşılacak bir konu olması uygulamada daha fazla avantaj sağlayabilirdi. Daha fazla örnek koçluk görüşmesi olmasını isterdim.

Bu kitabı koçluğu anlamak isteyen ve hayatına katmayı düşünen herkesin okumasını tavsiye ederim. Koçluk için ara ara tekrar okunması gereken başucu kitabıdır. Koçluğa dair her şeyin yer aldığı, koçluk eğitimi alan herkesin faydalanması gereken, koçluk yolunu en iyi şekilde tanıtan, yolda karşılacağımız engelleri, zorlulukları görmemizi sağlayan ve bu yolu nasıl yürüyeceğimizi ayrıntılı, somut bir şekilde örneklerle sunan faydalı bir kitap.

Kitaptan aklımda kalan en önemli cümleler;

Bir şeyi yapabilmek için onu nasıl yapmanız gerektiğini bilmek zorunda değilsiniz. Yürümeyi, koşmayı, bisiklet sürmeyi ve bir topu yakalamayı talimatlar olmadan öğrendiniz.

Mesele lider olmak değil. Mesele, kendiniz olmanız ve vizyonunuzun açığa çıkması için kendinizi eksiksiz yani bütün kabiliyetlerinizi, yeteneklerinizi ve enerjinizi kullanmanızdır. Hiçbir şey esirgememelisiniz.

Warren bennis

Sizi sınırlayan tek şey vizyonunuzun büyüklüğü ve sizin kendinizi sınırlayan inançlarınız olabilir mi?

Hazırlayan: Cansu Ünlü

Gerçekten Beni Duyuyor musun?

0

Gerçekten Beni Duyuyor musun?  kitabı İstanbul Üniversitesi psikoloji lisans, Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Yüksek Lisans mezunu olan Leyla Navaro’nun 1987 de yazdığı  harika bir iletişim kitabı.

Peki niçin harika bir kitap?

Öncelikle 34 yıl önce yazılmış olmasına dikkat çekmek istiyorum. Evet, şu anda da raflarda pek çok iletişim kitabı mevcut ve hatta ayrı ayrı alanlarla ilgili daha detaylı kitaplar var belki. Ama bu kitabı okurken iletişimin alfabesini öğreniyormuş hissine kapıldım. Öyle ki alfabeyi öğrendikten sonra istediğim tür kitabı okuyabilirdim artık.

Yani istersem ödül- ceza hakkında bir kitap, istersem 3-6 yaş çocuk gelişimi hakkında bir kitap veya anne babalık sanatı hakkında bir kitap. Bu artık benim hangi alanda daha çok bilgiye ihtiyacım olduğuyla veya kendimi hangi alanda geliştirmek istediğimle ilgiliydi. Alfabeyi çözmüştüm bir kere.. 198 sayfalık bu kitap hakkında sayfalarca yazıp, saatlerce konuşabilirim ama daha fazla detaya girmeden kısaca kitabın içeriğinden bahsedip, okuma keyfini  çay-kahve eşliğinde size bırakmak isterim.( kitabı okurken çay-kahve bağlantısını göreceksiniz J)

Kitap Kaç Bölüm ?

Kitap 9 bölümden oluşuyor, içinde anne babalar için örnekler, alıştırmalar ve diyalogları doğrusu ve yanlışıyla canlandıran görseller bulunuyor. Hepsi de hayatın içinden çok canlı örnekler. Odasını toplamayan çocuktan tutun da çocuğunu dinlediğini sanıp aslında dinlemeyen ebeveynlere kadar. Bazen kendimizi bir kitapta veya resimde görmek bize; neyi, ne kadar doğru veya yanlış yaptığımızı o kadar güzel yansıtır ve bizde farkındalık yaratır ki…  İşte Leyla Navaro da adeta bir ayna tutmuş anne babalara bu örneklerle.

Kitap genel olarak 3- 6 yaş aralığını ele alıyor . Ama sakın ‘benim çocuğum 6 yaşından büyük, ben bu kitabı okumakta geç kalmışım’ gibi bir yanılgıya kapılmayın. Bu kitapta yazılanları her yaşa ve her yaşta uygulayabilirsiniz. İşte bu da ilk başka ‘harika bir kitap’ dememin sebeplerinden biri.

Yazar kitabında en genel tabirle iletişimin doğrularını, yanlışlarını ve bunların sonuçlarını anlatıyor ve bunu arka kapakta çok güzel özetliyor. Etkili iletişim yöntemlerini anne- babalara ulaştırarak, aile çocuk arasındaki sorunların önemli bir kısmını oluşturan iletişim bozukluklarını ortadan kaldırmaya çalıyor. Dinlemek ve duymak arasındaki farkı, çocukları dinlerken vermemiz gereken tepkileri, iyi dinleyici olma kurallarını, katılımlı dinlemeyi ve empatinin önemini detaylı bir şekilde açıklıyor.

Ayrıca, günümüzün değişen değerleri sonucunda ebeveynlerin kendi ailelerinden gördüğü eğitimle, güncel çocuk eğitimleri arasında oluşan kafa karışıklıklarına da rehberlik ediyor. Örneğin; ‘çocuğumu nasıl, kime, neye göre yetiştirmeliyim?’, ’ iyi anne babalık aşırı koruyuculuk mudur veya nasıl olmalıdır ?’, ‘çocuğumun güvenini nasıl arttırabilirim?’ gibi sorulara cevaplar bulabiliyorsunuz.

Mükemmel ve Mutlu Anne

Buna ek olarak, mükemmel ve mutlu anne kavramlarını olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alıyor.   Mükemmel anneliği tehlikeli ve beklentilerin yüksek tutulmasına sebep olan bir kavram olarak yorumlayıp olumsuz etkilerinden bahsederken , mutlu anne-baba olmanın pozitif etkisini gösteriyor okuyucuya.

Bunun yanısıra önemli olanın anne babanın kendi değer ve duyguları konusunda biliçlenip, bunları yapıcı olarak ifade edebilmesi,uygulayabilmesi ve oluşan sorunlara, yapıcı ve pratik çözümler getirebilmesi olduğunu  belirtirken, ‘Ben dili yerine Sen diliyle konuşmanın’ önemininin altını çiziyor.

Pek çoğumuz çocuklarımızdaki olumsuz davranışları yaramazlık, söz dinlememe olarak nitelendiririz. Halbuki bu, buz dağının görünen kısmıdır. Leyla Navaro kitabında bizlere bu buz dağının altınını göstererek, çocuklarımızı daha iyi anlayıp, tanımamızın yollarını görmemizi sağlıyor.

Tüm bunların yanında her ailenin kendi değerleri çerçevesinde bir takım eğitimleri çocuklarına vermek isteyeceklerini, burada önemli olanın ne öğretildiğinden ziyade nasıl öğretilmesi olduğunu belirtiyor. Bu aşamada kadameli yaklaşımlar ,ödül, ceza ve disiplin konularındaki doğruları ve yanlışları yine örnekler ve uygulamalarla anlatıyor.

Kısaca, iletişim konusunda, çocuklarımız vasıtasıyla bilinmeyenleri öğreniyor, yanlış bildiklerimizi düzeltiyor, doğru olanları da yapmaya devam ediyoruz. Böylece kitapta da belirtildiği gibi çocuğumuzu eğitip ve yetiştirirken, aslında kendimizi eğitip ve yetiştirmiş oluyoruz.

Kitabı buradan alabilirsiniz.

Hazırlayan: Ceren Alptekin

Ergenlerle İletişim Sanatı

0

Ergenlerle iletişim sanatı kitabı  evinde ergen olan pek çok anne babanın okuması gereken bir kitap.Kitapta genel olarak ergenlik çağı nedir, ergenlik çağında vücudumuzda neler olur ve ergenlik çağındaki çocuklarımızda karşılaşabileceğimiz en sık rastlanan sorunlar nelerdir ve ergen çocuklarımızla sağlıklı iletişim kurmanın yolları anlatılıyor. Kitap ebeveynler için bir başvuru kaynağı, davranış kılavuzu niteliğinde. Yazarların kendi ifadeleri ile: “bu kitabı bir açık büfe gibi değerlendirin: durumunuza, çocuğunuzun karakterine, kendinize uygun çözüm yolları arasından seçim yapın, sezgilerinize güvenin” diyorlar.

Bu kitabın ana mesajı, ergenlikte beyin gelişim halinde olduğudur ve ergenlerin duygusal ve biyokimyasal dengeleri çok hassastır. Gündelik yaşamları ergenlerin zihinlerini duygularını ve kimyalarını etkilemekte ve davranışlarına yansımaktadır. Çocukların davranışlarının bir kısmı karakterlerinden kaynaklansa da bir o kadarı da yaşadığı çevre ve deneyimleri ile şekillenmektedir. Ergenlik dönemi, çocuklarımızın davranış bozukluklarını düzeltebileceğimiz, sağlıklı yetişkinlere dönüşebilmeleri için çocuklarımıza yardımcı olabileceğimiz son dönemdir. Ergen çocuğumuza verdiğimiz tepkiler, etkileşimimiz onun duygularını, davranışlarına ve kişiliğine doğrudan etkiler. Akılcı, mantıklı, berrak düşünceler ve farkındalığımızın yüksek olması duygularımızı kontrol edebilmemizi sağlar.

Günümüzde ergenlik çağı eskiden olduğu gibi 13-19 yaşları arasında yaşanan bir dönem olarak kabul edilmemektedir: Fizyolojik değişimin başladığı anda ergenlik çağı başlamaktadır.  Bu da 11 yaşından itibaren ergenlik bulgularının görülebileceğini göstermektedir. Ergenlik çağı kızlarda 18 yaşına, erkeklerde ise 24 yaşına kadar sürebilmektedir.

Fizyolojik değişim başladığında beyindeki karmaşa da başlar. Ergenlerin tepkilerinde kontrolsüz olmaları duygularını denetlemekte zorlanmalarının sebebi bu karmaşadır. Ebeveyn olarak çocuklarımızı yakından gözlemlemeli olumsuz duygularını ve olumsuz ruh halini saptayıp dingin duyguların etkinleştirmesi için onlara yardımcı olmalıyız. Ebeveyn olarak kendimizi tanımamız değerlerimizin ve prensiplerimizin bilincinde olmamız aile ortamında sağlam ve tutarlı sınırlar belirleyebilmemizi sağlar. Kendi tepkilerimizin bilincinde olmak verdiğimiz tepkileri denetleyebilmemize yardımcı olur. Kendimizi denetledikçe çocuğumuza da iyi bir örnek olabiliriz. İletişimde açık ve dürüst olursak evdeki ortamımızda o kadar huzurlu olur. Çocuğumuzun büyümesine değişen ihtiyaçlarına kendini kendimizi adapte etmeli ve çocuğumuzun istediği gibi onlara davranmalıyız. Bu sayede onların işbirliğini kazanabiliriz.

Ergenlikteki beyin faaliyetleri ile ilgili yapılan araştırmaların en önemli bulgularından biri bütün davranışların altında tetikleyici duyguların olduğudur. Çatışma ortamında yaşayan, olumsuz duyguları tetikleyecek deneyimlere maruz kalan gençlerin bu olumsuzluklar karşısında geliştirdikleri üç ana tepki vardır 1. Savaşma 2. kaçma 3. dona kalma tepkileri. Çocuklar kişiliklerine göre bu davranış türlerinden bir tanesini seçerler. Her üçünün de altında yatan duygular ve sebep oldukları davranışlar detaylı olarak kitapta anlatılmaktadır. Her bir duruma karşı yapıcı ebeveyn davranışları geliştirmenin neler olduğu açıklanmaktadır.

Ergenlik döneminde beyinde biyokimyasal ve hormonal değişimler meydana gelmektedir. Bu değişimler de duygulara ve davranışlarına etki etmektedir. En önemli iki hormon östrojen ve testosterondur. Bunun yanı sıra dingin davranış sistemini besleyen oksitosin, serotonin, dopamin, endorfinler, vazopressin ve GABA salgılanır. Huzursuz davranış sistemi ise adrenalin, noradrenalin ve kortizol ile beslenir.

Beyindeki nöronlar arasındaki bağı harekete geçiren nörotransmitterların yakıtı dopamindir.  Dopamin öğrenmeyi tetikleyen, heves, coşku, enerji, merak, stres altındayken veya olumsuz deneyimler yaşarken kendini toparlaması yardımcı olacak iyi kimyasalların dengelenmesi gerekebilir. Kimyasal dengeyi bulmaya çalışırken baştan çıkmaları ve yanlış yollara sapmaları da olasıdır. İşte dopamin burada devreye girmektedir. Beyin hep dopamin seviyesini yükseltmek ister.  Dopamin aynı zamanda ödül mekanizmasını da çalıştıran yakıttır.  Dopamin ruh halini iyileştirir.

Stres arttığında en dengeli en aklıbaşında ergen çocuk bile durumla başa çıkabilmesini, daha iyi hissetmesini sağlayacak etkinliklerin,  başa çıkma stratejilerinin arayışına girişir. Bunların bazıları spor yapmak, arkadaşlarla bir araya gelmek, müzik dinlemek gibi olumlu davranışlar, bazıları ise içki içmek, uyuşturucu kullanmak gibi zararlı stratejilerdir. Olumsuz başa çıkma stratejileri düzenli sığınılan bir vaka haline gelmeden çocuğunuzla konuşarak bilinçlendirmeye çalışmalısınız, gerekirse profesyonel yardım almalısınız.

Kitapta ergenlik çağında karşılaşabileceğimiz sorunlu hareketleri veya sorunlu davranışları nasıl tespit edebileceğimizi ve nasıl çözümleyebileceğimizi de çok detaylı anlatıyor. Tüm davranışların altında duyguların yattığını hatırlamak çok önemlidir. Bir çocuğun sessiz ve sakin olması her şeyin yolunda olduğunu göstermeyeceği gibi huysuz ya da asi olması da endişelenmeye gerektirecek sorunları göstermez. Durumun endişelenmeyi gerektirip gerektirmediğinin göstergesi davranışların şiddeti ve sıklığıdır. Ebeveyn olarak kendi durumunuzu ve çocuğunuzun durumunu gözlemleyip değerlendirme yapmanız nelere odaklanmanız gerektiğini anlamanızı kolaylaştırır.

Günümüzün ergenlerini tehdit eden bir başka unsur da teknoloji ve internet kullanımıdır. İnternetin avantajları olduğu kadar zararlı yönleri de çok fazladır. İnternet kullanımı kontrollü olmalı ve internet haricinde çocukların fiziksel aktiviteler ve yüz yüze sosyalleşmelerle vakit geçirmelerini sağlanmaya çalışılmalıdır.

Ebeveynin verdiği karşılık ve tepkiler çocuğun davranışlarını düzeltmek için kullanılabilecek en etkili araçlardır. Ergenlik çağındaki çocuğumuzun fizyolojisi ile birlikte karakterinin de değişim içinde olduğunu kabul etmemiz ve bu duruma bizim de uyum sağlamamız gerekir. Onunla iletişim ve etkileşim biçimimizi de bu yeniliğe uydurmamız gerekir. İlişkinin dinamiklerini değiştirirken onun bağımsızlığına destek olmak gerekir.

Çocuğumuzun sağlıklı, dengeli, özgüvenli bir yetişkin olma yolunda ebeveyn olarak bütün tepkilerimizi bütün davranışlarımızı kontrol etmeliyiz. Şiddet şiddeti tetikler sevgi sevgiyi besler.

Bu kitapta en beğendiğim cümle “Çocukların ihtiyaç duyduğu sevilmek, dinlenilmek, motive edilmek, ait hissetmek ve geleceği iyimser görmektir; ebeveyn olarak ne yaptığımız ve ailemizde nasıl bir ortam yarattığınız çok önemlidir.”

Kitabı bu lınkten alabilirsiniz

Hazırlayan: Gamze Borahan

Akılını En Doğru Şekilde Kullan – Dr. Carol S. Dweck

0

Akılını en doğru şekilde kullan kitabınında ana fikir genel olarak bir soru etrafında şekilleniyor; “Başarı, öğrenmekle mi, yoksa akıllı olduğunuzu kanıtlamakla mı ilgilidir?” Bu soruya verilen cevaba göre de; bireylerin iki tip düşünme tarzına sahip olduklarından bahsediliyor; “Sabitlenmiş düşünce yapısına sahip bireyler” ve “Gelişmiş düşünce yapısına sahip bireyler”.

Kitapta bu iki düşünce tarzına sahip bireyler arasındaki farklar ve bu tarz düşünme yapısına sahip bireylerin kendi tarzlarına göre başarılarını ne derece ortaya koyabildikleri anlatılıyor.

Düşünce Yapısı

Bazıları bu farklılıkları güçlü ve fiziksel bir temelin oluşturduğunu ve bunların kaçınılmaz değiştirilemez olduğunu ve bireysel zekânın arttırılamayan sabit bir özellik olduğunu, (sabitlenmiş düşünce tarzı)

Bazıları ise bireysel farklılıkları inkâr etmeden, eğitimin, pratiğin ve yöntemin zekâ üzerinde değişikliğe neden olduğunu. (gelişmiş düşünce tarzı)

Biraz daha derinleştirsek; bu iki farklı zihin yapısına sahip insanların düşündükleri ve hissettikleri ise aşağıdaki söylemlerle özetlenebilir;

Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip insanlar, “Bir konuda çalışmak zorundaysanız, o konuda iyi değilsinizdir.” diye anlatıyor ve ekliyorlar; “Gerçek dâhilere, her şey daha kolay gelir.” “Çabalamak sizi küçültebilir.” derken,

“Gelişmek dururken ne kadar harika olduğunuzu tekrar kanıtlamak için neden zaman harcayasınız?” “Eksiklerinizi gidermek varken neden onları saklayasınız?” “Sizlerin gelişmesine yardımcı olabilecek arkadaşlar varken neden öz saygınızı onaylayan arkadaşlar bulasınız?” “Sizleri zorlayacak deneyimler yerine, neden denenmişini arayıp bulasınız?” derler.

İşler iyi gitmediği zamanlarda dahi kendinizi zorlama tutkusuna sahip olmak ve ona sıkı sıkıya sarılmak, gelişme düşüncesi tarzının ayırıcı özelliğidir. İnsanların hayatlarındaki en zorlu zamanlarında bile gelişmelerine olanak tanıyan; işte bu aklını doğru kullanma yöntemidir.

Bu kitapta en çok; “Aklını doğru kullanan kişi başarısızlıklar karşısında cesareti kırılan kişi değil, öğrenme sürecinde olduğunu düşünen kişidir.” söylemini sevdim. Yanı sıra; bu bölümleri destekleyen günlük hayatın içinden örnekler, yapılan araştırma sonuçlarıyla okuyucuya sunulmuştu. Bu cümlelere hizmet eden bir örnekle özetlemek gerekirse vereceğim örnek şu olurdu;

Bir araştırmadan bahsediliyor kitapta; insanların başarısızlıkla nasıl başa çıktıklarını anlamak için yapılan, öğrencilerin zor problemlerle ne şekilde uğraştıkları izlenerek tamamlanmış bir araştırma bu.

“Çocuklar zor yapbozlarla karşı karşıya geldiklerinde, on yaşında bir tanesi; “Zorlukla uğraşmayı seviyorum ve bilirsin bunun öğretici olacağını umuyorum!” diyor.

Araştırmada beklenmeyen sonuç şu;

“O çocuklar, zihinsel yetenekler gibi insan özelliklerinin çabayla geliştirilebileceğini biliyorlar. Yaptıkları şey tam olarak; “Aklını Doğru Kullanmak”. Başarısızlık tarafından cesaretlerinin kırıldığını akıllarına getirmiyorlar, başaramadıklarını düşünmüyorlar bile. Onlar öğrendiklerine bakıyorlar.”

Her zaman ya zorlukla başa çıkılacağını, ya da başa çıkılamayacağı düşünülür. Hiçbir zaman birinin başarısızlığı seveceğini düşünmeyiz. Başarısızlığı hediyeye dönüştüren bir bakış açısı daha var oysaki.

Bu kitabı okuyuculara kesinlikle tavsiye ederim. Koçlukta tam bir başucu kitabı niteliğinde. Yanı sıra, birçok insanın farkında olmadığı bir saptamayı da içinde barındırıyor. Bir şeyi yapmak ve ondan zevk almak için o şeyde harika olunması gerekmiyor. Bu farkındalık bile çok değerli.

Kitaptan aklımda kalan en önemli cümle ise; “Başarmada öncelikli olan sabit yetenek değil, kişinin kendini maksatlı adayışıdır.” cümlesi.

Kitabı buradan alabilirsiniz.

İyi okumalar.

Hazırlayan: Duygu Topaç

En Çok Okunan Makaleler

Koçluk İle İlgili Makaleler

Öğrenci Koçluğu’nun Gerçekten Faydası Var Mı?

0
Öğrenci Koçluğunun gerçekten faydası var mı? Öğrenci koçluğu gençlerin hayatında sayısız fayda yaratır; örneğin öğrencinin zorlandığı konulara farklı açılardan yeni bir gözle bakmasını sağlar. Özellikler...

Koçluk Sözleşmesi