Blog

Ana Sayfa Blog

EĞİTİMDE GÜNCEL TRENDLER

0
[vc_custom_heading text=”EĞİTİMDE GÜNCEL TRENDLER” use_theme_fonts=”yes”]

Her şeyin hızla değiştiği günümüzde teknolojinin ve kültürel değişimlerin hızını  ve  eğitimde güncel olan trendleri yakalayamazsınız çağın gerisinde kalıyorsunuz. İşte bu yüzden geleceğin getireceklerini görebilmek, en azından günü yakalamak her sektörde çok önemli. Konu eğitim olunca bu daha da önem kazanıyor. Ne de olsa gelecek nesilleri yetiştirmekten bahsediyoruz. Ve onlar bizlerden daha farklı. Endüstri 4.0’ın etkisiyle gündeme gelen Eğitim 4.0dan

EĞİTİM 4.0 NEDİR?

Eğitimde Oyunun Kuralları Değişiyor… ) eğitimde nelerin değiştiğinden detaylıca bahsetmiştim. Yeni bir kuşağa eski kalarak erişmemiz çok zor!
Eğitimciler olarak eğitimde yeni trendleri takip etmemiz, öğrencilerimize en iyi öğretebileceğimiz yöntemleri bilmemiz, görev aldığımız okulun imkanlarını ve kendi imkanlarımızı bu doğrultuda seferber etmemiz önemli. Çünkü eğitimcinin asıl görevi sınıf içi ve sınıf dışında mevcut durumu analiz edip, öğrencilerin daha iyi bir eğitim almaları ve daha iyi öğrenebilmeleri için gerekli uygulamaları hayata geçirmek.

Tekno sınıflar
Kara tahtalar yerlerini beyaz tahtalara, akıllı tahtalara çoktan bıraktı. Ama teknoloji sınıfın bir parçası olmalı artık, sadece akıllı tahtanın bir parçası değil. Tekno sınıflar sayesinde, kullanılan bir yazılım ile öğretmenler eğitimin bir parçası halini alan akıllı cihazlar üzerinden öğrencilerin neye ne kadar vakit ayırdığını bile kontrol edebilir hale geldi artık. Sınıfta bir konu işlenirken öğretmen ve öğrenciler online kaynaklara ulaşarak kendi görüşlerini destekleyen bilgilerle daha verimli bir tartışma ortamı yaratabiliyorlar. Öğrenciler, sunum yapmaları gerektiğinde kablosuz teknoloji ile sunumu doğrudan yansıtıp diğer teknik detayların ortadan kalkması ile zamanın daha kaliteli kullanılması sağlanabiliyor. Çoklu ekranlar sayesinde karşılaştırmalı olarak ders anlatımı yapılabiliyor. Aklınızın bir köşesinde olsun. Bakarsınız bir gün okul yönetiminizi ikna etmişsiniz.


Sosyal Duygusal Öğrenme 

Bir öğrenci koçu olarak, gençlerin kişisel sorumluluklarını bilmek, kendini yönetebilmek, ilişki kurmak, sağlıklı kararlar almak gibi konularda becerilerini geliştirmelerinin öneminin altını çizmek istiyorum. Sosyal duygusal öğrenmeyi sınıf ortamına taşıyabilmeniz için okulunuzun da çocuğu bir bütün olarak ele alması gerekiyor. Haklısınız ama… Her şeyi birilerinden beklemek yerimizde saymamız demek değil mi? Biraz kafa yorduğunuzda öğrencilerinizin sosyal ve duygusal becerilerine yönelik yapabileceklerinizi bulmanız işten bile değil

İçerik üreten öğrenciler


Bilgi bombardımanı içinde öğrencilerinizin bilginin doğruluğunu tartabilmesi gerekiyor. İşte bu beceriyi kazanabilmeleri için onlara içerik oluşturma ve aktardıkları bilgilerinin doğruluğunu bir şekilde göstermeleri için onları teşvik etmelisiniz.

Harmanlanmış Öğrenme
Artık tek bir öğrenme modelinin kullanılması yerine çoklu öğrenme modellerinin harmanlanmış olarak uygulanması dönemindeyiz.  İnternetten, eğitimle ilgili içerik sağlayan portallardan ve sosyal medyadan etkin bir şekilde yararlanılması artık bir zorunluluk.  Öğrencilerinizin en cok  nerede zaman geçirdiğine bakıp ve o zamanları  öğrenmeye dahil etmek gerek. Evet şu an, belki bizim için hayal gibi gelse de öğrenciler farklı zamanlarda farklı yerlerde öğrenme fırsatına sahipler. Uzaktan eğitim araçları öğrencilerin kendi hızlarına göre öğrenmelerine imkan sağlıyor ve bu uygulamalar hızla yayılıyor. Öğrenciler teoriyi sınıf dışında öğrenirken uygulama kısmı yüz yüze sınıf içinde yapılıyor.

Geliştirici ve yapıcı değerlendirme
Geri bildirimlerinizle birlikte öğrencilerinizin kendilerini değerlendirmelerine fırsat tanıyın. Böylece kendi hedeflerini anlamalarına da yardımcı olursunuz. Öğrencilerinizin artan iç motivasyonu ile artık notlar değil öğrenme önem kazanır. Öğrenen öğrencinin de notu zaten yüksek olur. Sadece notların değil artık bilişsel olmayan becerilerinde ölçüldüğü bir değerlendirme sistemi olması  kaçınılmaz.

Öğretmenin Öğrenmesi
Öğrenciliğin bitmediğini öğretmenlerden daha iyi kimse bilmez. Ama öğretmenlerin öğrenmesi giderek daha da önem kazanıyor. Artık öğretmenler kendi hedeflerine ulaşmak için kendi yollarını belirlemeye teşvik ediliyorlar. Öğretmenlerin öğrenme eğrisi 2 yıl olduğunu  düşünürsek  buraya daha çok  zaman ayırmak   gerekiyor.

El üstünde tutulan öğretmenler
Evet artık öğretmenler el üstünde tutulacaklar. Çoktan vakti gelmiş de geçiyordu.  Öğretmen deneyimi önem kazandığı için öğretmen kavramı ve beklentiler de evrilecek gibi. Öğretmenlerin fikirlerini paylaşabilecekleri ortamlar yaratılması öncelik kazanıyor. Öğretmen ve öğrencilerin işbirliği içinde olduğu bir öğrenme ortamında birlikte var  olacaklar. Elbetteki yetkinliklerini sürekli geliştiren öğretmenler için

Velilerle işbirliği içinde olmak
Velileri işin içine sokmak öğrencinin başarısını arttırıyor. Okul-aile arası ilişkilerin güçlendirilmesi öğrenmeyi de tetikleyecek. Nasıl mı? Anketler ve yüz yüze görüşmeler ile. Teknolojiyi de unutmamak gerek. Aile ile öğrencilere verilen destek arttıkça öğrenme de başarı da artacak.

İşte önünüzde yepyeni bir yıl… 2018’i kendiniz ve öğrencileriniz için öğrenme açısından unutulmaz bir yıl yapmak sizin elinizde. Tek yapmanız gereken bakış açınızı değiştirmek ve kaynakları nasıl kullanacağınızı görebilmek.

Kaynaklar:

  1. https://www.english.com/blog/education-trends
  2. https://www.eschoolnews.com/2018/01/05/industry-experts-10-education-trends-2018/

Koçluk Nedir? Nasıl Tanımlanır?

0

Koçluk nedir sorusunu  ICF şöyle cepalıyor: “Müşterilerle, kişisel ve profesyonel potansiyellerini en üst düzeye çıkarmaları için ilham veren, düşündürücü ve yaratıcı bir süreçte ortaklık olarak tanımlar.

Profesyonel koçlar, müşterilerin kişisel ve profesyonel yaşamlarında tatmin edici sonuçlar elde etmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış, sürekli bir ortaklık oluşturur. Profesyonel bir koç, insanların performanslarını iyileştirmelerine ve yaşam kalitelerini artırmalarına destek olur.

Koçlar, her bir müşterinin ihtiyaçlarına yönelik yaklaşımlarını dinlemek, gözlemlemek ve kişiselleştirmek için eğitilmişlerdir. Müşterinin kendi çözüm ve stratejilerini ortaya çıkarmasına çalışırlar. Müşterinin doğal olarak yaratıcı ve becerikli olduğuna inanırlar. Koçun işi, müşterinin halihazırda sahip olduğu becerileri, kaynakları ve yaratıcılığı geliştirmek için destek sağlamaktır. ”

DEHB koçluğu:

“DEHB Koçluğu, koç ve danışanın müşterinin hedeflerini belirlemek ve danışanın bu hedeflere ve tam potansiyele ulaşması için ardından öz farkındalığı, sistemleri ve stratejileri- gerekli becerileri- geliştirmek için birlikte çalıştıkları işbirlikçi, destekleyici, hedef odaklı bir süreçtir[1].

DEHB koçluğu, hem yaşam koçluğunun hem de DEHB koçluğunun ideallerini ve temel yetkinliklerini kapsar. Bu yaklaşım, müşterileri yaratıcı ve becerikli bireyler olarak onurlandırırken, DEHB / Yİ (yürütme işlevi zorlukları) olan müşteriler için başarı yaratma yolunda gereken yapı ve stratejileri sağlar. DEHB koçluğunda, müşterilerimizi daha çok sorumlu tutarız ve genellikle genel yaşam koçluğundan daha sık temasa ve  plana sahibizdir. DEHB / Yİ olan müşteriler ile buluşmak haftada en az bir kez gerçekleşir ve bu, birçok yaşam koçluğu veya yönetici koçluk programında olduğundan daha sıktır. DEHB / Yİ’li müşterilerin, güçlü alışkanlıklar oluşturmak için gereken tutarlılığı sıklıkla bozan yaygın “gözden uzak, akıl dışı” tuzağından kaçınmalarına destek olmak için kontrolleri sürece entegre ederiz.

Koçluk:

  • Eylem ve gelecek odaklıdır. DEHB / Yİ olan bireyler anı yaşama eğilimindedir, bu nedenle koçlukta günlük seçimlerle gelecekteki hedeflerin yörüngesi arasında güçlü bağlantılar kurmak için yapılan çalışmalar değerlidir.
  • Bu bilişsel becerileri geliştiren danışanlar, kendi kendilerine daha kararlı hale gelirler ve hayatlarının sonucunu seçme konusunda güçlenirler.
  • Müşterileri, zorluklardan öğrenme ve başarılarından gurur duyma ve sahiplenme becerilerini geliştiren gerçeklik perspektiflerini değiştirmede desteklemek bilişsel becerileri güçlendirirken yönlendirici olmaktan daha çok destekleyicidir.

Koçluk, genel yaşam memnuniyetini artırmada ve hem kişisel hem de profesyonel olarak tatmin edici sonuçlar yaratmada inanılmaz derecede güçlü bir yöntemdir.

Siz de bir koçluk kariyerine hazırsanız. Gençler ve Öğrenciler için Profesyonel Koçluk ve Eğitim ve Öğrenci Koçluğu hakkında daha fazla ayrıntıyı öğrenin. Geçen yüzyılın en çok teşhis edilen ve hastalık olarak tanımlanan DEHB yi, yine geçen yılın en çok tercih edilen beceri seti ile eşleştirin. Gençler ve Öğrenciler için Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Koçluğu  ile  gençlere destek olun. Öğretmenseniz Okullar da öğretmenler için özel olarak tasarlanan  Öğretmenler için Koçluk Becerileri eğitimlerinin ayrıntılarına bir göz atın.

[1] Sarah Wright ADHD Coaching Matters: The Definitive Guide. Pg. 22

Ekran paylaşımından gerçek paylaşımlara… Yalnızım Dostlar, Yalnızım Yalnız…

0
[vc_custom_heading text=”EKRAN PAYLAŞIMINDAN GERÇEK PAYLAŞIMLARA… Yalnızım Dostlar, Yalnızım Yalnız…” use_theme_fonts=”yes”]

EKRAN PAYLAŞIMINDAN GERÇEK PAYLAŞIMLARA…

Yalnızım Dostlar, Yalnızım Yalnız…

Ne zaman gençlerin olduğu bir ortama girsem kendimi daha enerjik, daha genç hissederim. Gençlerin olduğu ortamlarda hareket vardır, neşe vardır, dostluk vardır… Yalnızlık yoktur. Yalnızlık emekliye ayrılmış yaşlılara has gibi gelir bizlere…

Oysa son araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. (1)Bu araştırma sonuçlarına göre gençler zamanlarını yaşlılara göre 3 kat daha fazla yalnız geçiriyorlar. Bu ne demek? Vakit geçirebilecekleri ya da vakit geçirmek istedikleri arkadaşları yok… Çünkü arkadaş edinmek, yeni arkadaşlıklar kurmak ergenler için daha zor. Ergenler sosyal medyada daha çok vakit geçirip gerçek sosyalleşmenin ne demek olduğunu unutuyorlar ya da öğrenemiyorlar. Sonuç olarak sosyal medya üzerinden kurdukları arkadaşlıklar, yani resimlere ve mesajlara dayalı arkadaşlıklar, zamanla yüz yüze gerçek arkadaşlıkların yerini alıyor. Her 10 ergenden 1’i gerçek hayatta hiç arkadaşı olmadığını belirtiyor. 10 ergenden 1’i… Her 8 ergenden 1’i de hiç yakın arkadaşı olmadığını söylüyor. Yani her şeyini paylaşacağı, dertleşeceği, kendini yanında iyi ve rahat hissedeceği bir arkadaşı olmayan gençler… 8 ergenden 1’i…

Yine araştırmalar hangi yaşta olursa olsun %18 oranında kendini çoğu zaman ya da her zaman yalnız hisseden bir kesimin olduğunu ortaya koymuş. Ama asıl üzücü olan 16-24 yaş arasındaki gençlerde kendini yalnız hissedenlerin oranı %32. O cıvıl cıvıl, enerjik olmamız beklenen dönemde kendini yalnız hisseden gençler… Her 3 gençten 1’i… Oysa 65 yaş üstünde kendini yalnız hissettiğini söyleyenlerin oranı sadece %11.

Aslında kişiyi yaralayan “yalnızlık” değil, “yalnız hissetmek”! Andrey Tarkovsky’nin dediği gibi kendimizle vakit geçirmekten keyif almayı öğrenebilsek, hatta çocuklarımızı da bu anlayışla yetiştirsek belki sorun kökünden çözülecek. Yine de madem “yalnız hissetmek” diye bir durum var, bu durumu masaya yatıralım. Yalnız hissetmek aslında her yaşta karşılaşabileceğimiz bir sorun ama gelin birlikte neden gençler arasında bu kadar yaygın olduğuna bir göz atalım:

Hayatımızda yaşadığımız değişiklikler yalnız hissetmemesi sebep olabilir. Gençler açısından baktığımızda ise… Hayat ne çok değişiklikle dolu öyle değil mi? Çocukluktan ergenliğe geçiş, ergenlikte yetişkinliğe geçiş, sınavlar, yeni okullar, yeni arkadaşlar, yeni öğretmenler… Bunlar sadece hayat doğal akışı içinde karşılaşılan değişiklikler. Bir de gencin kendine özel yaşadığı değişiklikler olabilir: şehir ya da ülke değişikliği, aileden birinin kaybı, yeni bir kardeş, arkadaşından uzaklaşma, gibi gibi…

 

Kendini tanımaya, kabul etmeye çalıştığı bir dönem ve elbette onu bakış açısıyla başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş misali bir hayat… Tam da kendini ait hissetme duygusuna en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde…
Hayatın bir döneminden diğer dönemine geçiş aslında kimliğinizde bir değişim demek. İşte bu büyük değişimler benlik algımızı da zorlayabiliyor. Genç bir değişimin içindeyken, kendisi gibi değişim içinde olan akranlarıyla ilişki kurmak, paylaşmak, kendini tanıtmak gibi sürecin içinde buluyor kendini. Gel de bağlan! Gençler gibi konuştum di mi? Ama onların da hissettiği tam da bu aslında…

Hatta bazı uzmanlar erkek ergenler için yalnızlık çanlarının daha çok çaldığını düşünüyorlar (2). Neden mi? Çünkü erkekler kızlara oranlar daha az konuşur, daha az paylaşır. Aslında daha kırılgan bir hal içinde olmalarına rağmen, bunu görmezler, görmezden gelirler ve bir de bakmışsınız akademik olarak başarılı, etrafı arkadaşlarla çevrili diye düşündüğünüz 14-15 yaşındaki oğlunuzun aslında hiç gerçek ya da yakın arkadaşı yok.

Peki ama kendisi gibi hissedenlerle çevriliyken bir ergen nasıl olacak da bu yalnızlık hissinden kurtulabilecek? İşte burada biz yetişkinlere çok iş düşüyor. Her ne kadar nesiller arası farkları sorun olarak görsek de, nesiller arası sağlam ilişkiler burada asıl anahtarımız. Yaşlı ve genç nesil arası ilişki her iki tarafın da yalnızlık duygusunun üstesinden gelmesi için doğru bir çözüm. Her ne kadar gençler biz yetişkinlere burun kıvırıyor gibi görünse de aslında özellikle annelerinin yönlendirmelerine ihtiyaç duyuyorlar. Sizi yanından uzaklaştırıyor gibi görünse de siz uzaklaşmayın. Hep oracıkta, yanı başında olduğunuzu hissettirin. O ihtiyacı olduğunda kapınızı çalacaktır.

A bir de… Bırakın internete de bağlı kalsın zaman zaman. Yoksa su kaynatabilir. Evet sosyal medya arkadaşlıkları gerçek dostlukların önüne geçti dedik. Ama internet ergenlerin yalnız kalmalarına neden oluyor demek, altmışlı yıllarda televizyon için bunu söylemekle aynı şey olur. Her şey dozunda demem yeterli olur sanırım.Burada ergenlere de iş düşüyor. Onlar da ilgi alanlarını keşfetmeli. Sadece anne-babaları istediği için ya da moda olduğu için seçimler yapmamalı. Başkalarına yardım etmek de en iyi ilaç aslında. Burada da “yaşlılar” ile ilişki önem kazanıyor. Bir kazan-kazan durumu yaratmak zor değil aslında. Yapmaları gereken kafalarını bir süreliğine, sadece bir süreliğini ekrandan kaldırıp, arkadaşları ile yüz yüze görüşmek, yetişkinlerle ilişki kurmak için çaba harcamak, kendilerine uzanan eli geri çevirmemek. Tabii satır aralarını okuyabildiğinizi düşünüyorum. Bunları yapabilmeleri için sizin desteğiniz çok önemli.

Hayat paylaştıkça güzel… Ekran paylaşımlarının yanı sıra gerçek paylaşımları tatmalarına yardımcı olun… Bir kere paylaşmanın tadına varınca gerisi kendiliğinden gelecektir… Yalnızlık kader değil, bir tercih aslında. Bunu görsünler yeter!

Kaynaklar:

(1)   http://www.dailymail.co.uk/news/article-4269714/Why-teenagers-feel-lonely-older-generation.html

(2)   https://www.theguardian.com/society/2017/apr/08/teenagers-loneliness-social-media-isolation-parents-attention

(3)   https://www.weforum.org/agenda/2018/03/loneliness-is-not-just-an-issue-in-old-age-young-people-suffer-too

BİR DEHB’linin SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI

0
[vc_custom_heading text=”BİR DEHB’linin SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI” use_theme_fonts=”yes”]

Sosyal medyayı neden kullanıyoruz? Kimi zaman günlük hayatımızdaki sorunlardan uzaklaşmak için, kimi zamansa tam tersine bu sorunları paylaşmak için. Kendi içinde çelişkileri olan bir mecra, öyle değil mi? Ama bu çelişkiler bizim hakkımızda fikir verebiliyor.

Son dönemde yapılan araştırmalar sosyal medya paylaşımlarımızın %85 doğruluk payı ile “akıl sağlığımız” hakkında fikir verdiğini ortaya koyuyor. Öyle ki 30 ya da 60 dakikalık seanslarda elde edilemeyen verilerin özellikle Twitter paylaşımları üzerinden elde edilebildiği anlaşılmış durumda. Zira sosyal medya paylaşımlarımızı tamamen özgür bir ortamda, tam olarak kendimiz olduğumuzda yapıyoruz. İşte bu da bizle ilgili tüm ipuçlarını, nasıl bir dönemden geçtiğimizi gözler önüne seriyor. Bir anlamda takip ettiklerimiz için “kral çıplak” diye düşünürken kendi çıplaklığımızın farkında bile olmuyoruz.

Tüm bunlar biraz ürkütücü gelse de aslında sosyal medya paylaşımları ile birinin DEHB’li olup olmadığını anlamak da mümkün. 2017 yılında yapılan bir araştırmada(1)1400 DEHB’li twitter kullanıcısının 1.3 milyon paylaşımı ile yine aynı sayıda, aynı yaşta, cinsiyette ve sosyal medya kullanım sıklığı benzer olan ancak DEHB’li olmayan twitter kullanıcısı paylaşımları karşılaştırmalı olarak inceleniyor.

İncelemeler sonucunda DEHB’li kişilerin yoğun olarak odaklanma, otokontrol, niyet ve başarısızlık konularında paylaşımlar yaptıkları, zihinsel-fiziksel ve duygusal yorgunluklarından bahsettikleri anlaşılıyor. “Nefret”, “hayal kırıklığı”, “üzgün”, “ağlamak” kelimelerini DEHB’li olmayan kontrol grubundan daha çok kullandıkları görülüyor ve genelde herkesin uyuduğu 00:00-06:00 saatleri arasında paylaşımda bulundukları gözlemleniyor.

DEHB’lilerin ruh halleri genel anlamda daha çalkantılıdır ve daha fazla olumsuza odaklanırlar.  Bu da paylaşımlarının daha olumsuz yönde olmasının sebebini açıklıyor aslında. Sosyal medyada yapılan ilgi çekici bir paylaşımın dakikalar içinde olumlu geri dönüşler alması da neden sosyal medyada aktif olduklarını açıklıyor. Dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik… Tüm bunlar anında geri dönüş alma ile birleşince sosyal medya DEHB’liler için en iyi kendini ifade etme aracı olarak karşımıza çıkıyor.

Son 10 yıldır yapılan araştırmalar, özellikle DEHB’li danışanları olan koçlar ve diğer profesyoneller için sosyal medya postlarının başka bir yönünü ortaya koydukları için değerli oldukları kanısındayım. DEHB’li birinin paylaşımlarını inceleyerek seanslarda ortaya çıkmayan, biraz daha geri planda, halı altında kalmış sorunları tespit ederek desteğinizi o yönde vermeniz de mümkün.

Kaynaklar

(1)https://www.sciencedaily.com/releases/2017/11/171113111016.htm

(2)https://www.elitedaily.com/p/what-your-twitter-says-about-you-your-mental-health-according-to-new-research-5486975

Öğrenme ve Kahraman’ın Yolculuğu İlişkisi

0
[vc_custom_heading text=”ÖĞRENME, ÖĞRETMENİN Mİ KAHRAMANIN YOLCULUĞU MUDUR?” use_theme_fonts=”yes”]

Öğrenme ve Kahraman’ın Yolculuğu

1904-1987 arasında yaşamış Amerikalı mitolojist, yazar ve akademisyen Joseph Campbell’i duymuş muydunuz? Campell, “Kahraman’ın Sonsuz Yolculuğu” kitabında, karşılaştırmalı olarak dünyadaki mitleri inceleyerek, hepsinin yolculuğundaki ve dönüşümündeki izleri sürerek 12 aşamalı ortak bir döngüyü ortaya koyuyor. Her ne kadar farklı olay örgülerinde ve farklı karakterlerde olsalar da sinemadaki, tiyatrodaki, edebiyattaki veya masallardaki kahramanların yolculuğunun aslında birbirinden pek de farklı olmadığını gösteriyor.

Campell, tüm hikayelerdeki ortak aşamaları şöyle özetlemiş

Geçenlerde öğrenme süreci hakkında okuduğum bir makale (1), öğrenme sürecini “kahramanın yolculuğu” adımlarıyla açıklıyordu. Öğrenme, bilginin kullanılabilir hale gelmesi, bilince dönüşmesi demek. Öğrenme konusu ele alınırken, hep ‘öğretme’den yola çıkıyor, öğretmenlerin nasıl öğrencinin ilgisini çekeceğinden, konuyu nasıl anlatması gerektiğinden bahsedip duruyoruz. Halbuki öğrenme sürecinde kahraman, öğrencinin kendisi ve doğal olarak da yolculuk kendi yolculuğu.

Öğretmen sadece bu yolculuğun dördüncü aşamasındaki “akıl hocasıyla karşılaşma” basamağındaki bir madde. Yani öğretmen elbette en iyi yöntemlerle yaklaşsın tabii, ama esas sorumluluk kahramanın ta kendisinde.

Zaten herkes kendi hikayesinin kahramanı değil midir? “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözü ne kadar güzel anlatıyor aslında. Öğrenmek için birinin anlatması, öğüt vermesi nafile. Önemli olan sorumluluğu ele alıp, deneyimlemek. Anne babalarımızın öğütleri bizim de bir kulağımızdan girip diğerinden çıkmadı mı? Ya da çocuğunuzu, o istemediği halde, o kurstan bu kursa, o özel dersten bu özel derse sürüklediğinizde neler oldu? Öğrenmedi demek doğru olmaz belki. Ama bir düşünün öğrendiğini içselleştirip, benimsedi mi? İçselleştirmediğiniz bir bilgiyi ne kadar hayata geçirebilirsiniz ya da ne ölçüde kullanırsınız? Gitar çalmak istemiyorsanız ama özel ders alıp öğrendiyseniz, gitarınız bir köşede durur, yüzüne bile bakmazsınız, çalsanız bile gitarınızdan notalar neşeyle dökülmez.

İşte aslında öğrenme dümeni kendi elinize almanız gereken bir süreç. Öğretmen ise ancak çocuğunuz için öğrenmenin kapısını aralayabilir. Sonrası çocuğunuza kalmış. Yani her konuda olduğu gibi okul hayatında da çocuğunuz kendi hayatının ana kahramanı olduğunu anlamalı. Sizin yapmanız gereken ise akademik olarak öğretmenin sadece yol gösterici olduğunu onun anlamasına yardımcı olmak. Tabi önce bunu sizin kabullenmeniz gerek. Öğretmenden mucizeler beklemek çocuğunuzun öğrenme sürecinde öğretmeni ana kahraman yapmak demek olur ki bu da çocuğunuzun öğrenme konusunda sorumluluk almasını geciktirir ya da engeller.

Öğrenme süreci ve kahramanın yolculuğu

Bahsettiğim makale öğrenme sürecini, kahramanın yolculuğu döngüsüne şöyle uyarlamış:
Ben bu süreci biraz buzdağına benzeterek vermek istiyorum.

Makalede öğrenme sürecinde, en başlarda öğretmenin daha fazla olan sorumluluğunun süreç ilerledikçe azaldığından ve ana sorumluluğun öğrenciye geçtiğinden de bahsediliyor.  Çünkü öğretmen öğretilecek konuyu verip, gerekli hedefleri belirledikten sonra sadece değerlendirme yapmaktan sorumlu oluyor ve öğrenmek aslında öğrencinin çabasını gerektiriyor.

Öğrenme yolculuğunda tüm öğrencilerimize başarılar…

  • https://4c3d.wordpress.com/tag/heros-journey/

ŞİMDİNİN GENÇLERİNE, ESKİNİN GENÇLERİNDEN FİLM ÖNERİLERİ

0
[vc_custom_heading text=”ŞİMDİNİN GENÇLERİNE, ESKİNİN GENÇLERİNDEN FİLM ÖNERİLERİ” use_theme_fonts=”yes”]

Çocuklara iletişim zor, ergenlik dönemindeki gençlerle iletişim daha zordur derler. Ben pek öyle olduğunu  düşünmüyor olsam da, böyle düşünenlere biraz destek olacak  bir  öneride bulunmak  istiyorum: “Film izlemek” ve “üzerine fikir paylaşımında bulunmak”. Çocuklarınızla artık ayrı dünyalarınız olabilir! Bambaşka ilgi alanlarınız, boş vakitlerinizde yaptığını bambaşka aktiviteler olabilir. Ama “sanat” ortak paydanız olabilir, hele ki sinema!

Yazarken ya da okurken kolay görünebilir, öyle olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz emek ve yürek ister. Emek bölümüne ok derken, yürek bölümü biraz zorlayabilir ebeveyn olarak sizi. Zira gerçek düşünceleri paylaşmak ve olası sorulara cevap vermek gerek…
Bütün bunları nasıl yapabilirim diye soran ebeveynlerdenseniz filmleri izlemeye başlamadan  önce bir kitap önerisinde de bulunayım Kitabın adı  “Film Klubü”. Okul yok. İş yok. Sorumluluk yok. Sadece haftada üç film izlenecek! Oğlunun okulu bırakmasına, haftada birlikte üç film izlemek şartıyla izin veren bir babanın gerçek hikayesi. Yetişkinliğe giden yolda  sıra dışı  bir hikaye anlatıyor kitap . Filmler sayesinde hayattan konuşan bir baba-oğlun ilişkisinin ve oğlun değişimini anlatıyor kitap. İsterseniz önce kitabı okuyun, filmlerin değişim için ne denli güçlü bir araç olduğunu  fark  edip siz de  aşağıdaki filmler ile yola çıkın…
Geçenlerde Julia Roberts’ın vizyondaki filmi Mucize’ye (Wonder) gittim.

Auggie adındaki, yüzünde ciddi bir deformasyon olan çocuğun, okulda diğer çocuklara kendini kabul ettirme hikayesini anlatan, gerçek güzelliğin dışarıda değil içeride olduğunu anlatan harika bir film. Bir öğrenci koçu olarak, seyirciler arasında topluca gelen bir grup öğrenci ilgimi çekti. Ara verildiğinde anladım ki, Türkçe öğretmenleri eşliğinde topluca gelmişler ve filmi seyrettikten sonra üzerinde tartışacaklarmış. Biraz önce yukarıda söylediğim gibi Neden aynısını siz evde yapmayasınız? Örneğin, Disney’in animasyonları ya da Amir Khan filmleri bunun için biçilmiş kaftan. Ama ben biraz daha eskilere gitmek istedim; gençliğimizden tadı damağımızda kalan filmlere.
Elbette, film eleştirmeni değilim; sadece artık birer klasik haline gelmiş ve seyretmeyen için büyük kayıp denecek filmleri birlikte hatırlayalım istedim. Yani bir nevi ailece seyredilebilecek film önerileri.  Belki, “çocuğunuzla birlikte seyredilecek filmler” listenize girer ve sırasıyla seyredersiniz. Hatta eğer sizin aklınıza gelenler varsa listeyi birlikte genişletebiliriz. Bol keyifler, iyi seyirler.

Duygusal Filmler

  • Ölü Ozanlar Derneği: Robin Williams’ın başrolünde olduğu 1989 yapımı bu filmde, disiplinli bir yatılı okula atanan İngilizce öğretmeninin çocukların ufkunu nasıl açtığı anlatılır. Film bize evcut bir düzeni, kemikleşmiş alışkanlıkları değiştirmenin zorlu ama bir o kadar da ilham verici olduğunu gösterir. Çocuklara hayallerinin peşinden gitmenin, baskılara boyun eğmeden kendileri olmanın değerini anlatırken, biz yetişkinlere de çocuklarımızı seçimleri konusunda özgür bırakmamız gerektiğini hatırlatıyor.
  • Hayat Güzeldir: 1997 yapımı bu İtalyan filminde, bir kadın ve adamın II. Dünya Savaşı sırasında başlayan ve Yahudi kamplarına uzanan hikayeleri, çocuklarını korumak için verdikleri mücadeleyi, her koşulda iyimser kalınabileceğini gösteren çarpıcı bir film
  • Milyoner: Çok eski bir film olmasa da 2008 yapımı Oscar’lı bu film farklı kurgusuyla gerçekten etkileyici. Konusu Hindistan Mumbai’de geçen film fakir bir gencin, Kim Milyoner Olmak İster yarışmasına katılması ve her soruyla birlikte hayatının bir dönemine uzanan hikayesini anlatır.
  • Kadın Kokusu: Özel bir okulda okuyan Charlie, paraya ihtiyacı olduğundan tatilde kör ve aksi bir emekli albaya, bakıcılık yapmaya razı olur. İki birbirine zıt karakter New York’ta geçirecekleri hafta sonunda birbirlerine yoldaş olurlar Tango sahnesini nasıl unutabiliriz?
  • Forest Gump: Düşük IQ’lu Forrest Gump Jenny ile tanışır ve aşık olur. Gump aralarında Elvis Presley, Kennedy, Nixon’ın da olduğu tarihsel kişilerle kazara tanışır ve 50’lerden 70’lerin sonuna kadar birçok olaya etkisi olur.
  • Makas Eller: 1990 yapımı filmde Edward Makaseller’i Johnny Depp oynuyor. Bir nevi Frankestein hikayesi olan filmde, Mucidinin ani ölümü yüzünden Edward’ın elleri yarım kalır, yerine makasa benzeyen uzun, keskin metal parçaları vardır. Aykırı bir bireyin topluma kendini kabul ettirme çabaları, gençlere aykırı olana empati duymayı öğretecektir.

Bilim Kurgu

  • T.  Dünyaya gelen meraklı uzaylılardan biri ile 10 yaşındaki bir kız çocuğunun sıra dışı arkadaşlığını konu edinen 1982 tarihli bir film. Dostluğu, gerçek sevgiyi anlatan sıcacık bu filmin efektleri dijital kuşağa ne derece ilkel gelecek bakalım
  • Geleceğe Dönüş serisi: Zamanda yolculuk temalı filmlerin atası sayılan bu üçlemenin ilki 1985 yılından.  Filmde çılgın Doktor Emmett Brown ile Marty McFly’ın araba şeklindeki zaman makinasıyla geçmiş ile gelecek arasında yolculuklarını, geçmişte yaptıkları değişikliklerin bugünü nasıl etkilediği eğlenceli bir şekilde anlatılıyor.
  • Matrix serisi: minori İlki 1999 yılında yayınlanan serinin daha sonra Matrx Reloaded ve Matrix Revolutions diye 2 devam filmi daha oldu “Ya yaşadığımız dünya gerçek değil de bir yazılımsa” sorusundan yola çıkan ve insanlığı kölelikten kurtaracak bir grubun savaşını anlatan bir klasik. Çocuklarınız meşhur “mavi hap mı, kırmızı hap mı” sorusunu bilmeden büyüsün ister misiniz?
  • Azınlık Raporu:  2002 yapımı bu filmde, teknolojinin son geldiği noktada, kahinlerin de katkısıyla suçlar daha işlenmeden önce tespit edilip, suçlular yakalanmaktadır.  Bu özel birimin başındaki Dedektif John Anderton, birdenbire bu sistemin içinde kendisini suçlu olarak bulur. Avcı bir nevi av olur. “Özgür iradeye de atıfta bulunan bu aksiyon dolu filmi, yeni kuşağın heyecan içinde seyredeceklerine şüphe yok.
  • Beşinci Element: 97 yılı yapımı film 23. yüzyılda dünyadaki kötülüğü yok etmek amacıyla çözüm arayan Leeloo ile taksi şoförü Korben Dallas’ın ateş, su, toprak, hava dışındaki beşinci elementi arayışlarını konu edinir. Meşhur Diva’nın opera sahnesi filmin unutulmazları arasındadır.

Müzikal & Dans

  • Grease: 1978 yapımı film, 1950’lerde bir grup liseli Amerikalı gencin gündelik hayatlarını, müzikli ve neşeli bir şekilde anlatır. Birçok tanıdık şarkı ve renkli danslar eşliğinde Danny ve Sandy’nin aşk hikayeleri var.
  • OZ Büyücüsü: Sinema tarihin en önemli fantastik yapıtlarından 1939 yapımı bir film. Amcası ve Halası ile birlikte renksiz bir yerde yaşayan Dorothy ile uçan evlerin, cadıların olduğu bir dünyaya gitmek, yeni arkadaşlar edinmenin güzelliklerini, hayal kurmanın tadını, cesur olmayı ve evlerinin kıymetini öğreten eğlenceli bir film.
  • Neşeli Günler : 1965 yapımı filmde, manastırda yaşayan ama hayat dolu olduğu için oraya uyum sağlayamayan Maria, sorumluluk kazanmak üzere, karısını yeni kaybetmiş, 7 çocuklu Kaptan Von Trapp’ın yanında bakıcı olarak gönderilir. Çocukların haylazlığı yüzünden daha önceki birçok bakıcı işi bırakmış olsa da, Maria iyimserliği ve sevecenliğile buzları eritip, hepsinin gönlünde taht kurmayı başarıyor.
  • İlk Aşk, İlk Dans: 80’li yılların önemli filmlerinden biri sayılan ve orijinal adı, Dirty Dancing olan film müzikleriyle bir döneme damgasını vurmuştu. Baby lakaplı genç kız, bir yaz kampında dans öğretmenliği yapan Johnny Castle’e aşık olur ve onun hem sevgilisi hem de dans partneri olur. Ancak Baby’nin babası bu aşkı engellemek için elinden geleni yapacaktır.

Aksiyon

  • Karate Kid serisiİlki 1984 yılında yapılan seride zorbalık gören bir genç ile ona karate öğretmeyi kabul eden bir ustanın bilgelik dolu hikayesi anlatılıyor.
  • Geçmişi Olmayan Adam: 2002 yapımı film Bourne serisinin ilk filmi, belki devam filmlerini anlamak için bu ilk filmi seyretmek isteyebilirler. Bir balıkçı teknesi, ölmek üzere bir adamı bularak kurtarır. Genç adam kim olduğunu ve o hale nasıl düştüğünü hatırlamamaktadır. Kimliğini araştırırken, yakın dövüş, yabancı diller gibi bazı özel yetenekleri olduğunu fark eder. Marie isimli kadının da yardımıyla peşindeki suikastçilerden kaçarak kimliğini bulmaya çalışır.

Öğrenci Koçları Ne Yapar?

0

Öğrenci koçları ne yapar ?

“Öğrenci koçları ne yapar?” sorusu en çok karşılaştığımız sorulardan biri.  Ayrıca koçluk mesleğinin daha da fazla anlatılmaya ihtiyacı olduğunun göstergelerinden de biri bu soru.  En değerli varlıklarımız çocuklarımızı  bir dereceye kadar emanet ettiğiniz öğrenci koçlarının ne yaptıgını, nasıl yaptıgını, ne gibi araçlar kullandığını  elbetteki anne babaların bilmeye ihtiyacı var ve bu çok da haklı bir ihtiyaç.

Öğrenci Koçları,

Ergenlerin ve genç yetişkinlerin akademik, kariyer, sosyal ve yaşam becerilerini geliştirmelerine destek olmak için araştırmaya dayalı, özelleştirilmiş bire bir koçluk yöntemleri kullanır. Bunlar, odaklanmalarına, öz disiplin sağlamalarına, aksiliklerle karşılaştıklarında esnek olmalarına yardımcı olan becerilerdir – böylece gençler yaşam becerileri geliştirerek kendilerini daha da güçlü olarak var ederler.

Bu beceriler, etkili çalışma teknikleri, not alma, dikkat, dikkatli karar verme, güçlü organizasyon, esnek düşünme, planlama, zaman yönetimi ve daha fazlasını içerir. İz koçlukta koçlarımız öğrencilerin hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için yönetici işlev becerilerini onlara öğretirler.

Öğrenciler yaşam boyu akademik ve kişisel başarıya hazırlamak için özel araçlar ve stratejiler önerirler. Öğrenci koçu olarak öğrencilerin kim olduğunu asla değiştirmeyiz, sadece en başarılı ideal benliklerini bulmalarına, oluşturmalarına destek olacak becerileri öğrenmelerine yardımcı oluruz!

Bir öğrencimin söylemini paylaşmak isterim “Koçumla çalıştığım süre boyunca daha etkili ve verimli çalışmamı sağlayacak stratejiler ve araçlar öğrendim”. Daha fazlası için lütfen sizden gelenler tıklayın ve bizimle çalışan gençlerin, ailerin , öğretmenlerin  neler söylediğini okuyun.

Eğer aşağıdakiler sana tanıdık geliyorsa,

  • Sınıfta odaklanmada sorun mu yaşıyorsun?
  • Daha iyi çalışma becerilerine mi yoksa daha iyi anlama becerilerine mi ihtiyacın var?
  • “Takılıp kalıyor musun” yoksa kolayca “pes mi ediyorsun”?
  • Sınava girerken stres ya da kaygı mı yaşıyorsun?
  • Sürekli ödev teslim tarihlerini mi kaçırıyorsun?
  • Ne zaman yardım isteyeceğini bilmiyor musun?
  • Ortaokula, liseye veya üniversiteye geçişte bunaldın mı?
  • Liderlik becerilerini mi geliştirmek istiyorsun?
  • “Tembel”, “dağınık” veya “motive olmamış” mı hissediyorsun?
  • Sosyalleşmede zorlanıyor ya da kendi istediğin gibi ifade edemiyor musun?

Bir Öğrenci koçu ile çalışmayı düşünebilirsin ….

OKUL HAYATINDA SON DAKİKACILAR- ERTELEME

0
[vc_custom_heading text=”OKUL HAYATINDA SON DAKİKACILAR” use_theme_fonts=”yes”]

Ödevlerde, projelerde, bir sınava hazırlanırken yumurta kapıya dayanmadan, çalışmaya başlayamıyorsanız, yalnız değilsiniz. Bilimsel adıyla “akademik erteme” sıklıkla rastlanan bir durum.  Daha önceden yazdığım “Neyse canım, sonra yaparım”ve ”Ertele-me” başlıklı yazılarımda, ertelemenin çeşitlerinden, sebeplerinden ve nasıl yönetileceğinden bahsetmiştim. Bu kez, okul hayatındaki ertelemelere biraz daha detaylı değinelim istiyorum. Akademik ertelemeyi, Tim Urban’ın “Usta Bir Ertelemecinin Beyninin İçi” başlıklı Ted konuşması esprili bir dille çok iyi anlatıyor.

Diyor ki, işini zamanında yapanların beyninde bir adet “mantıklı düşünme merkezi” bulunur. Erteleyicilerde ise mantıklı düşünme merkezinin yanı sıra bir de “anlık haz maymunu” kısmı vardır. Bu haz maymunu kontrolü ele geçirdiğinde, eğlenmekten ve keyif verici şeyler yapmaktan sorumluluklarını yapmayı erteler. Bu sebeple de üçüncü bir kısım ortaya çıkıverir: “Panik canavarı”! Ve o peşinizden koştururken, siz bir şekilde görevinizi tamamlar ve teslim edersiniz.

bir şeyler yapmaya çalışırlar.  Halbuki tembel bir kişi, verilen görevlere karşı hiç bir sorumluluk hissetmez ve kolayca yapmaktan vazgeçebilirler.
2014 yılında ülkemizde 2 farklı üniversitede 330 öğrenci ile yapılan bir araştırma (1) akademik erteleme davranışının etkenlerinin önde gelenlerinin sorumluluk duygusu, başarıya yönelik beklentiler ve akademik özyeterlik inançları olduğunu ortaya koymuş. Farklı araştırmalar ise   akademik erteleme davranışının;
Akademik erteleme eğilimi olan gençlere “tembel” deyip çıkmak belki işin en kolayı. Halbuki “erteleyiciler” ertelenen görevler için huzursuzluk duyar ve son dakika yetiştirme çabası içerisinde olurlar.

Son dakika paniği

  • etkili olmayan öğrenme stratejileri,
  • önceki sınavlardan düşük not alınmış olması
  • derse ilgi duymama
  • ödev yapmada zorlanma,
  • planlı çalışma alışkanlığını kazanmamış olma
  • başarısızlık korkusu ya da kaygısı
  • öğretmenle yaşanan çatışmalar,
  • depresyon,
  • rasyonel olmayan düşünme,
  • düşük benlik saygısı
  • düşük öz yeterlilik,
  • düşük öz kontrol
  • doyumu erteleyememe

gibi başlıklarla ilişkili olduğunu gösteriyor.

Akademik Erteleme

Bir genç sıklıkla akademik erteleme eğilimindeyse, en doğru adım, bunun yukarıdaki başlıklardan hangisi sebebiyle kaynaklandığını bulmaktır. Sebep bulunduktan sonra, bu durumun nasıl yönetileceğini bulmak çok daha kolay olacaktır. Yukarıda bahsettiğim “Usta Bir Ertelemecinin Beyninin İçi” başlıklı Ted konuşmasında çok can alıcı bir diğer nokta da şu: eğer kişi teslim tarihi olan bir işi erteliyorsa, pek bir sıkıntı olmuyor. Zirateslim tarihi yaklaşıp,  panik canavarı ortaya çıkınca ertelemeci mükemmel olmasa da mutlaka yalap şap bir şeyler ortaya koyuyor.
Ancak tarih sınırlaması olmayan ya da mecburiyet gerektirmeyen işlerde -örneğin kişi kitap yazmak istiyorsa, kendisi için bir fizibilite raporu hazırlayacaksa- panik canavarı ortaya çıkmadığı ve ertemeciyi tabiri cazise dürtmediği için kişi hiç harekete geçmiyor. Erteledikçe erteliyor. O kitap hiç yazılmıyor, o rapor hiç hazırlanmıyor.Bir şey dikkatinizi çekti mi? Zaman sınırı ya da mecburiyetler aslında bir itekleyici olarak görev yapıyor.

Eğitim koçluğu yaklaşımında da sıkça kullandığımız şekilde akademik erteleme davranışını en etkili yönetme yöntemi böyle “itekleyiciler” bulmak, yani motivasyonu canlı tutmak. Elbette “zaman sınırı” bir itekleyici olabilir Ama ben daha pozitif motivasyon kaynaklarından bahsediyorum. Bu bir aferin de olabilir, başarının verdiği haz da, ya da daha maddi bir ödül de. Bir öğretmen arkadaşım, sınıf projelerinin sunumundan sonra hep birlikte bowling oynamaya götürmüştü. Bir diğer arkadaşım Osmanlı tarihini, padişah ve sultan kıyafetleri içerisindeki öğrencilere anlattırmıştı. İkisi de tüm sınıfın heyecanla ve şevkle hazırlandığını anlatmıştı.

Herkesin, her durumun motivasyon kaynağı farklı olacaktır.  Kısacası, siz gençlere o adımı atmaları için bir “neden” verirseniz, sorumluluklarını en iyi şekilde ve vaktinden bile önce yapacaklarına hiç kuşkunuz olmasın.
Akademik açıdan bir erteleyici misiniz, ya da ne kadar erteleme eğiliminiz var değerlendirmek isterseniz bu testi  yapabilirsiniz.Verdiğiniz cevapların puanlarının toplamı yükseldikçe, akademik erteleme eğiliminiz de o kadar artıyor demektir.

Kaynak:

Görsel: http://blog.tutorvista.com/2015/08/effective-strategies-to-overcome-academic-procrastination/

 

CESARET BULAŞICIDIR…

0
[vc_custom_heading text=”CESARET BULAŞICIDIR…
Anlamadım, anlamadınız, anlamadılar” use_theme_fonts=”yes”]

Oyunun kurallarının değiştiği eğitim sistemi içinde çocuklarımızın bu değişimin getirdiği kaygı rüzgarlarına kapılmadan huzurlu ve başarılı olması için en önemli etkenlerden biri “akademik cesaret”. Bunu kendine güven kavramına benzetebilirsiniz. Birbirlerinden farklı kavramlar olmalarına rağmen, birbirlerini destekleyen kavramlar olduğu da bir gerçek. Bu konuda araştırmalar yapan Avustralyalı Profesör Andrew Martin cesaret ve kendine güveni şu şekilde tanımlıyor: “Cesaret akademik zorluklara ve korkuya karşı gösterilen sebattır, kendine güven ise korkusuzca sebat gösterebilmektir”.

Evet değişime uyum sağlama günümüzde sadece bireyler için değil, şirketler için de bir başarı kriteriyken öğrenci koçu olarak cesaretin hepsinin temelinde olduğunu söyleyebilirim. Cesareti, çoğu kaynak “Korkularınıza RAĞMEN adım atmak” olarak tanımlıyor. Korkularımıza rağmen adım atabilmek ise kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Kimimiz ekstrem sporları yapma cesareti gösteremezken, topluluk önünde rahatça konuşabiliriz. Her gece sokağa çıkma cesaretimiz varken bir geceyi ormanda geçirmeye cesaret edemeyebiliriz. Bu örneklerin okul başarısı ile ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz… Ama cesur ve cesaret tanımlarının aslında ne kadar farklılaşabildiğini anlatabilmek için bir örnek verdim. Koçluk yaptığım gençlerin hepsine “cesur” desem yanlış olmaz. Çünkü hepsi farklı alanlarda cesaretlerini ortaya koyabiliyorlar. Aslında cesaretimiz bize güçlü olduğumuz alanları gösterirken, güçlendirmemiz gereken yönlerimize de rehberlik eder.

Cesareti eğitim çerçevesinde ele aldığımızda ise “akademik cesaret” tanımını kullanmak daha doğru olur. Akademik cesaret sanatta, bilimde, sporda, edebiyatta, matematikte, aslında sınıfta cesur olmayı gerektirir. Hepimiz aynı konularda yetenekli değiliz. Ama hepimiz aynı sınıfta aynı dersleri görüyoruz, aynı sınavlara giriyoruz, aynı sorular üzerinden başarımız ölçülüyor. Sınıfın çoğunun anladığı bir konuyu biz anlamak zorunda değiliz. Genel olarak matematiği hiç anlayamayabiliriz ya da matematikte kesirler konusunu anlamıyor olabiliriz.

İşte akademik cesaret de burada önem kazanıyor. Çünkü anlamadığımız bir konu olduğunda tüm sınıf arkadaşlarımızın anladığını varsayarak anlamadığımızı dile getirmemek, anlamadığımız noktayı sormak, kimsenin “anlamadım” demediği bir şeye “ben anlamadım” demek cesaret, daha doğrusu “akademik cesaret” gerektirir.

Akademik cesaret nedir peki? Akademik cesaret sınıfta saklanmamak, anlamadığın zaman anlamış gibi yapmamak, anlamadığın zaman o parmağını kaldırıp ben anlamadım diyebilmek, soru sorabilmek, sınıfta fikirlerini paylaşmak, arkadaşlarının ve öğretmeninin eleştirilerine açık olmak demek… Akademik cesaret bir genç bakış açısıyla baktığımızda sınıfta risk almak demek. Yani anlayacağınız gerçek anlamda öğrenmek akademik cesaret göstermeden maalesef olamıyor.

Akademik cesaretin oluşturulmasında asıl görev de elbette öğretmenlere düşüyor. Cesaretin kişiden kişiye değiştiğinden bahsetmiştim. Aile içinde fikirleri paylaşmak sınıf içinde fikirlerini paylaşmaktan farklı bir cesaret gerektiriyor. Öğretmenlerin öncelikle akademik cesaretin sadece öğrencinin akademik başarısını etkilemediğini fark etmeleri şart. Çünkü öğretmenin başarısı yetiştirdiği öğrencilerin başarılarıyla kendini gösterir.
Öğretmenlerin yapması gereken ilk iş derste öğrencilerinin cesur olup olmadıklarını anlayabilmek olmalı.  Birlikte çalıştığımız bir anne geçenlerde  çocuğunun öğretmeninden şöyle bir şikayet aldığını söyledi. “çocuğunu çok soruyor ve sınıfın düzenini bozuyor.”  .

Öğretmenlerin çocukları  öncelikle cesaretlendirmesi gerekir soru  sormak  için.  Öğrenci, ne kadar soru soruyor, hep aynı öğrenciler mi aktif, susanlar neden konuşmuyor gibi soruların cevapları yön gösterici olacaktır. Kuzey ülkelerinde “soğuk hava yoktur, yanlış kıyafet vardır” diye bir söz vardır, bunun gibi “zor ya da anlaşılmaz ders yoktur aslında, cesaretini ortaya koyamayan öğrenci  ve onu  cesaretini güçlendiremeyen öğretmen vardır”.

Avustralyalı Profesör Andrew Martin, Sydney Üniversitesinde yaptığı araştırma, sınıfta gösterilen cesaretin akademik performans üzerine etkilerini ortaya koyuyor (1). Özgüven beraberinde başarıyı getiriyor. Ancak özgüvenli değillerse, bir şeylerden korkuyorlarsa, nasıl cesur davranacaklar? Korkuya rağmen cesur bir adım atabilmelerinin yolu, çocuklarımıza sebat etmeyi, azimli olmayı öğretmekten geçiyor.

Zihin yapısı

Cesaretli davranışlar sonucunda başarıyı yakalayan öğrenciler ise özgüven kazanıyorlar. Bunun için, “büyüyen zihin yapısı (growth mindset)”  anlayışıyla öğrencilerin becerisine değil çabasına, sebatına odaklanmak, bunu takdir ve teşvik etmek önemlidir. Öğrencinin korktuğu bir şey karşısında sebat etmesi için, öğretmenin devreye girerek öğrenciye koçluk etmesi ve onunla birlikte hedefler belirlemesi, hedefine ulaşması için yapması gerekenleri, zaman yönetimini ve öncelikleri belirlemesine destek olması gerekiyor. Unutmayın yönetebileceğiniz hedefler, yönetemediğiniz korkudan daha cesaret vericidir. Amacınız  öğrencinin cesur davranması  için onu  güçlendirmek değil mi?

Cesaretin bulaşıcıdır…

Öğretmen, sınıfta sadece bir öğrenciyi cesaretlendirdiğinde, akademik cesaret tüm sınıfa yayılır. Sadece bir öğrenci parmak kaldırıp sorular sormaya başladığında dersin anlaşılmayan noktaları anlaşılmaya, daha çok sorular gelmeye, havada fikirler uçuşmaya başlar. Çünkü herkes anladığını, bildiğini göstermek ister. Çünkü herkesin içinde her konuda uyuyan bir aslan yatar.

Bu durumda öğretmenlerimizin, eğitimcilerimizin yapması gereken; öğrencilerin içinde yatan o uyuyan aslanı uyandırmak için, en kolay  cevap verilebilecek bir sorudan başlayıp giderek üzerinde daha fazla düşünülerek  cevap verilebilecek sorular sorulduğunu  yargının olmadığı  güvenilir bir ortama ihtiyaç var

Kaynaklar

  1. https://www.edutopia.org/article/importance-academic-courage
  2. (1) http://sydney.edu.au/news/84.html?newsstoryid=7563

Dikkat Türleri ve Seviyesi

0
[vc_custom_heading text=”DİKKATİM BİÇİM BİÇİM…” use_theme_fonts=”yes”]

Neden önemli bir açıklama yapılacağı zaman “Dikkat dikkat!” denir, hiç düşündünüz mü? Bu sorunun cevabı dikkatin anlamında saklı: “dikkat”i herhangi bir uyarıcının farkında olmak olarak tanımlayabiliriz.  Daha geniş tanımıyla , bir şeyi öğrenmek, anlamak veya kavramak amacıyla gösterilen zihinsel çabadır. Önemli açıklama yapacak kişi, “dikkat dikkat” diyerek sizi az sonra söyleyeceği şeyi anlamak için çaba göstermeye davet eder. Çünkü bu çabayı göstermezseniz söylenen şey bir kulağınızdan girip, diğerinden çıkar.
Yeni bir bilgiyi almak, eskilerle birleştirmek, depolamak ve uygulamaya almak süreçlerini içeren öğrenmenin, dikkat olmadan gerçekleşmeyeceğinden bahsetmiştim.

Dikkatini uygun uyarana yönlendiremeyen, bu konuda belli bir süre dikkatini koruyamayan ve bunun için bir motivasyonu olmayan kişi bir bilgiyi nasıl alır, eskilerle birleştirir ve depolar? Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olarak bilinen durumdaki en büyük sorun da bu kişilerin dikkatini uzun süre koruyamamasından kaynaklanmaktadır.

çok karmaşık ve birçok bileşeni olan bir fonksiyon.

Dikkat Türleri

Kavramı,  Sohlberg ve Mateer’in (1987, 1989) deneysel nöropsikolojinin klinik vakalarına dayalı olarak beş farklı model ile açıklanıyor:

  • Odaklanmış : Dikkatimizi sadece bir uyarıcıya odaklama, yoğunlaştırma kabiliyeti. Susamışken suya odaklanmak ya da herhangi bir gürültü duyduğumuzda gürültüye odaklanmak bu çeşit dikkat örnekleri
  • Sürdürülen : Bir uyarıcı ya da eylemle uzun süre ilgilenebilme kabiliyeti. Ertesi günkü sınava, saatlerce başını bile kaldırmadan aynı kavrama yeteneği ile çalışmayı sürdürebilmek sürdürülen dikkat örneğidir. Yüksek bir motivasyon gerektiren bir dikkat türüdür.
  • Seçici : Dikkati dağıtan başka bir uyarıcı olmasına rağmen, dikkatini belli bir uyarıcı ya da eyleme yönlendirebilme kabiliyeti. Bu dikkati gösterebilmek hem gürültü gibi dış, hem de düşünceler gibi iç etkenlerden soyutlanmayı gerektirir. Birçok kişi konuşurken, aralarından sadece bir kişiyi dinleyebilmek ya da gürültülü bir odada ders çalışabilmek bu çeşit bir dikkati gerektirir.
  • Değişen : Dikkat odağını iki ya da daha fazla uyaran arasında değiştirebilme kabiliyeti. Yemek pişirirken birden çocuğunuzun ödevine yardım etmeye başlamanız, bir kullanım kılavuzunu okuyup, orada yazanlara göre montaja geçmek değişen dikkat örneğidir.
  • Bölünmüş : Aynı anda farklı uyaran ya da eylemlerle ilgilenebilme kabiliyeti. Bu çeşit dikkati kas hafızasıyla ya da alışkanlıklarla otomatik yaptığımız eylemler sayesinde gösterebiliriz. Araba kullanırken radyo dinlemek, bir toplantıda konuşulanları dinlerken aynı anda epostalarını kontrol etmek ya da ders dinlerken bir sonraki cümleyi dinleyip bir önceki cümleyi yazmak bölünmüş dikkat örneğidir.

 Psikoloji ve nöroloji çalışmalarıyla bilinen bilim insanları Posner ve Peterson’ın 1990 yılında yazdıkları, 2010 yılında güncelledikleri, insan beyninin dikkat mekanizmasını açıkladıkları makalelerinde beynin:

  • Uyarılma
  • Fark edilen şeye odaklanma
  • Bu şeye karşı başka bir aksiyon alıp almamaya karar verme fonksiyonları için 3 farklı dikkat sistemi olduğu belirtiliyor.

    3 Farklı Dikkat Sistemi :

  • Retiküler Aktivasyon Sistemi (RAS) ya da Uyarı Sistemi: Bu sistem beynin etrafı tarayarak kayda değer bir şey olup olmadığını değerlendirir. Asıl olarak uyarılmadan ve sürdürülen dikkatten sorumlu sistemdir ve gündüz gece çalıştığından daha iyi çalışır. Bu sebeple de uzmanlar mecbur kalmadıkça gece araba kullanmanın iyi bir fikir olmadığını söylüyorlar.
  • Oryantasyon Ağı: Bu sistem, ilgi çeken ya da radarınıza giren herhangi bir şeye karşı bilinçli olarak dikkat göstermeyi sağlar. Odaklanmış dikkat ve seçici dikkatten sorumludur.
  • Yürütücü Sistem: Dikkat gösterdiğiniz bir şeye olan dikkatinizi kesip kesmemeye ya da dikkati sürdürmeye karar veren sistemdir. Bu ağ seçici dikkat, sürdürülen dikkat ve bölünmüş dikkatten sorumludur.

Posner ve Peterson, yirmi yıl sonra yazdıkları ikinci makalede Yürütücü Sistemi ikiye ayırıyorlar.

Tüm bu bilgiler bir öğretmen veya eğitim koçu için ne anlama geliyor?
Gencin radarına girdiniz, farkınıza vardı, tam da onun anlayacağı şekilde bir şeyler söylediniz beyninden içeri sızmayı başardınız! Peki, ilgisini devam ettirmeyi nasıl başaracaksınız? Çünkü gencin uyarı sistemi durmuyor ki, etrafta olup biteni taramaya devam ediyor.

Sizden daha çok ilgisini çeken bir şey fark ettiğinde de ona yöneliverecek. Yani aslında bizler gibi gençlerle çalışan öğretmen, eğitmen ya da rehberler için esas zorluk, ilgilerini yakalamak değil, ilgilerini sürdürmek. Söylediklerinizi öğrenmeye değer bulmalı, ilgisini koruması için sürekli aktif olmalı, ilgi çekici detaylarla süslemelisiniz.  Onun kendisinin sürdürülebilir dikkat için yapabilecekleri için dikkati uzun süre sürdürmek ile ilgili yazımı tavsiye ederim.

En Çok Okunan Makaleler

Koçluk İle İlgili Makaleler

Öğrenci Koçuyla Çalışmayı Düşünmek ….

0
Öğrenci Koçuyla Çalışmayı Düşünmek  Öğrenci Koçları ergenlerin ve genç yetişkinlerin akademik, kariyer, sosyal ve yaşam becerilerini geliştirmelerine destek olmak için araştırmaya dayalı, özelleştirilmiş bire bir...