Blog

Ana Sayfa Blog

Öğrenci Koçları Ne Yapar?

0

Öğrenci koçları ne yapar ?

“Öğrenci koçları ne yapar?” sorusu en çok karşılaştığımız sorulardan biri.  Ayrıca koçluk mesleğinin daha da fazla anlatılmaya ihtiyacı olduğunun göstergelerinden de biri bu soru.  En değerli varlıklarımız çocuklarımızı  bir dereceye kadar emanet ettiğiniz öğrenci koçlarının ne yaptıgını, nasıl yaptıgını, ne gibi araçlar kullandığını  elbetteki anne babaların bilmeye ihtiyacı var ve bu çok da haklı bir ihtiyaç.

Öğrenci Koçları,

Ergenlerin ve genç yetişkinlerin akademik, kariyer, sosyal ve yaşam becerilerini geliştirmelerine destek olmak için araştırmaya dayalı, özelleştirilmiş bire bir koçluk yöntemleri kullanır. Bunlar, odaklanmalarına, öz disiplin sağlamalarına, aksiliklerle karşılaştıklarında esnek olmalarına yardımcı olan becerilerdir – böylece gençler yaşam becerileri geliştirerek kendilerini daha da güçlü olarak var ederler.

Bu beceriler, etkili çalışma teknikleri, not alma, dikkat, dikkatli karar verme, güçlü organizasyon, esnek düşünme, planlama, zaman yönetimi ve daha fazlasını içerir. İz koçlukta koçlarımız öğrencilerin hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için yönetici işlev becerilerini onlara öğretirler.

Öğrenciler yaşam boyu akademik ve kişisel başarıya hazırlamak için özel araçlar ve stratejiler önerirler. Öğrenci koçu olarak öğrencilerin kim olduğunu asla değiştirmeyiz, sadece en başarılı ideal benliklerini bulmalarına, oluşturmalarına destek olacak becerileri öğrenmelerine yardımcı oluruz!

Bir öğrencimin söylemini paylaşmak isterim “Koçumla çalıştığım süre boyunca daha etkili ve verimli çalışmamı sağlayacak stratejiler ve araçlar öğrendim”. Daha fazlası için lütfen sizden gelenler tıklayın ve bizimle çalışan gençlerin, ailerin , öğretmenlerin  neler söylediğini okuyun.

Eğer aşağıdakiler sana tanıdık geliyorsa,

  • Sınıfta odaklanmada sorun mu yaşıyorsun?
  • Daha iyi çalışma becerilerine mi yoksa daha iyi anlama becerilerine mi ihtiyacın var?
  • “Takılıp kalıyor musun” yoksa kolayca “pes mi ediyorsun”?
  • Sınava girerken stres ya da kaygı mı yaşıyorsun?
  • Sürekli ödev teslim tarihlerini mi kaçırıyorsun?
  • Ne zaman yardım isteyeceğini bilmiyor musun?
  • Ortaokula, liseye veya üniversiteye geçişte bunaldın mı?
  • Liderlik becerilerini mi geliştirmek istiyorsun?
  • “Tembel”, “dağınık” veya “motive olmamış” mı hissediyorsun?
  • Sosyalleşmede zorlanıyor ya da kendi istediğin gibi ifade edemiyor musun?

Bir Öğrenci koçu ile çalışmayı düşünebilirsin ….

Öğrenci Koçluğu ve Yaşam Koçluğu arasında nasıl bir fark vardır?

0

ICF; koçluğu, ‘Öğrencilerin, kişisel ve profesyonel potansiyellerini en üst düzeye çıkarmak için yaratıcı bir süreç ortak olarak tanımlar.’

Öğrenci Koçluğu, yaşam koçluğu ve öğrenci koçluğun ideallerini ve temel yetkinliklerini benimser. Bu yaklaşım, öğrencileri yaratıcı ve becerikli bireyler olarak kabul ederek, lise ve üniversite öğrencileri için başarı oluşturmak için gerekli yapıyı ve stratejileri sağlar.

Öğrenci Koçluğu ve Yaşam koçluğu arasında ki fark
Öğrenci Koçu

Öğrenci koçluğunda, öğrencilerimize daha fazla sorumluluk veririz ve genellikle genel yaşam koçluğundan daha sık temas eder ve sıkı bir plana oluştururuz. Lise ve Üniversite öğrencileri ile yapılan görüşmeler, haftada en az bir kez olmak üzere, çoğu yaşam koçluğu veya yönetici koçluğu programına göre daha sık gerçekleşir.

Öğrencilerimiz ile düzenli olarak yapılan kontrol protokolü -ki bu bizzat öğrencinin talebiyle yapılır- daha fazla yapı sağlar ve daha sık olmasını sağlamak için tasarlanmıştır. Bu sıklığın periyodu öğrenci ile belirlenir.

 

Öğrenci Koçu, öğrencinin plana uyup uymadığını kontrol etmez. Öğrenci Koçu, planın başarısını destekler ve izler.

Öğrenciler için koçluk hedefleri, mevcut yaşam alanlarına göre yetişkinlerden farklı olabilir. Akademik konular, lise ve üniversite öğrencilerinin çoğunun odak noktası olabilir. Sınıflara gitmek ve yeteneklerini en iyi şekilde göstermek öğrencinin ana işi olduğundan, gündemdeki ilk madde çoğu durumda akademiktir, derslerle ilgilidir.

Öğrencilere koçluk yaparken, en önemli husus, nasıl yolda kalacağız, sistemleri, koçluk araçlarını nasıl kullanacağımızdır. Başarılı olmak için, organize olmak ve motivasyonu yüksek tutup istekli olmak en önemli kriterdir. Öğrenci Koçluğunda öğrencilerin, gençlerin hedefleriyle ilgili olarak kendilerinin seçim yapmalarına olanak sağlarız ve onların kararlarını destekleriz.

Öğrenci koçluğu üzerine odaklanan araştırma henüz cok fazla değilken bile ilk veriler öğrenci başarısı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. (Bettinger and Baker, 2011; Field et al., 2010).

Lise ve Üniversite Öğrencilerinde Başarı Sağlamak İçin:

  • Hesap verilebilirlik
  • Takdir etmek
  • İzin İstemek
  • Beyin fırtınası yapmak
  • Eylemi İletmek
  • Yeniden Çerçevelemek
  • İstemek
  • Öz Yönetim (kendi kendini yönetimle ilişkilendirilebilir)

en temeldeki koçluk becerileridir.

OKUL HAYATINDA SON DAKİKACILAR- ERTELEME

0
[vc_custom_heading text=”OKUL HAYATINDA SON DAKİKACILAR” use_theme_fonts=”yes”]

Ödevlerde, projelerde, bir sınava hazırlanırken yumurta kapıya dayanmadan, çalışmaya başlayamıyorsanız, yalnız değilsiniz. Bilimsel adıyla “akademik erteme” sıklıkla rastlanan bir durum.  Daha önceden yazdığım “Neyse canım, sonra yaparım”ve ”Ertele-me” başlıklı yazılarımda, ertelemenin çeşitlerinden, sebeplerinden ve nasıl yönetileceğinden bahsetmiştim. Bu kez, okul hayatındaki ertelemelere biraz daha detaylı değinelim istiyorum. Akademik ertelemeyi, Tim Urban’ın “Usta Bir Ertelemecinin Beyninin İçi” başlıklı Ted konuşması esprili bir dille çok iyi anlatıyor.

Diyor ki, işini zamanında yapanların beyninde bir adet “mantıklı düşünme merkezi” bulunur. Erteleyicilerde ise mantıklı düşünme merkezinin yanı sıra bir de “anlık haz maymunu” kısmı vardır. Bu haz maymunu kontrolü ele geçirdiğinde, eğlenmekten ve keyif verici şeyler yapmaktan sorumluluklarını yapmayı erteler. Bu sebeple de üçüncü bir kısım ortaya çıkıverir: “Panik canavarı”! Ve o peşinizden koştururken, siz bir şekilde görevinizi tamamlar ve teslim edersiniz.

bir şeyler yapmaya çalışırlar.  Halbuki tembel bir kişi, verilen görevlere karşı hiç bir sorumluluk hissetmez ve kolayca yapmaktan vazgeçebilirler.
2014 yılında ülkemizde 2 farklı üniversitede 330 öğrenci ile yapılan bir araştırma (1) akademik erteleme davranışının etkenlerinin önde gelenlerinin sorumluluk duygusu, başarıya yönelik beklentiler ve akademik özyeterlik inançları olduğunu ortaya koymuş. Farklı araştırmalar ise   akademik erteleme davranışının;
Akademik erteleme eğilimi olan gençlere “tembel” deyip çıkmak belki işin en kolayı. Halbuki “erteleyiciler” ertelenen görevler için huzursuzluk duyar ve son dakika yetiştirme çabası içerisinde olurlar.

Son dakika paniği

  • etkili olmayan öğrenme stratejileri,
  • önceki sınavlardan düşük not alınmış olması
  • derse ilgi duymama
  • ödev yapmada zorlanma,
  • planlı çalışma alışkanlığını kazanmamış olma
  • başarısızlık korkusu ya da kaygısı
  • öğretmenle yaşanan çatışmalar,
  • depresyon,
  • rasyonel olmayan düşünme,
  • düşük benlik saygısı
  • düşük öz yeterlilik,
  • düşük öz kontrol
  • doyumu erteleyememe

gibi başlıklarla ilişkili olduğunu gösteriyor.

Akademik Erteleme

Bir genç sıklıkla akademik erteleme eğilimindeyse, en doğru adım, bunun yukarıdaki başlıklardan hangisi sebebiyle kaynaklandığını bulmaktır. Sebep bulunduktan sonra, bu durumun nasıl yönetileceğini bulmak çok daha kolay olacaktır. Yukarıda bahsettiğim “Usta Bir Ertelemecinin Beyninin İçi” başlıklı Ted konuşmasında çok can alıcı bir diğer nokta da şu: eğer kişi teslim tarihi olan bir işi erteliyorsa, pek bir sıkıntı olmuyor. Zirateslim tarihi yaklaşıp,  panik canavarı ortaya çıkınca ertelemeci mükemmel olmasa da mutlaka yalap şap bir şeyler ortaya koyuyor.
Ancak tarih sınırlaması olmayan ya da mecburiyet gerektirmeyen işlerde -örneğin kişi kitap yazmak istiyorsa, kendisi için bir fizibilite raporu hazırlayacaksa- panik canavarı ortaya çıkmadığı ve ertemeciyi tabiri cazise dürtmediği için kişi hiç harekete geçmiyor. Erteledikçe erteliyor. O kitap hiç yazılmıyor, o rapor hiç hazırlanmıyor.Bir şey dikkatinizi çekti mi? Zaman sınırı ya da mecburiyetler aslında bir itekleyici olarak görev yapıyor.

Eğitim koçluğu yaklaşımında da sıkça kullandığımız şekilde akademik erteleme davranışını en etkili yönetme yöntemi böyle “itekleyiciler” bulmak, yani motivasyonu canlı tutmak. Elbette “zaman sınırı” bir itekleyici olabilir Ama ben daha pozitif motivasyon kaynaklarından bahsediyorum. Bu bir aferin de olabilir, başarının verdiği haz da, ya da daha maddi bir ödül de. Bir öğretmen arkadaşım, sınıf projelerinin sunumundan sonra hep birlikte bowling oynamaya götürmüştü. Bir diğer arkadaşım Osmanlı tarihini, padişah ve sultan kıyafetleri içerisindeki öğrencilere anlattırmıştı. İkisi de tüm sınıfın heyecanla ve şevkle hazırlandığını anlatmıştı.

Herkesin, her durumun motivasyon kaynağı farklı olacaktır.  Kısacası, siz gençlere o adımı atmaları için bir “neden” verirseniz, sorumluluklarını en iyi şekilde ve vaktinden bile önce yapacaklarına hiç kuşkunuz olmasın.
Akademik açıdan bir erteleyici misiniz, ya da ne kadar erteleme eğiliminiz var değerlendirmek isterseniz bu testi  yapabilirsiniz.Verdiğiniz cevapların puanlarının toplamı yükseldikçe, akademik erteleme eğiliminiz de o kadar artıyor demektir.

Kaynak:

Görsel: http://blog.tutorvista.com/2015/08/effective-strategies-to-overcome-academic-procrastination/

 

EĞİTİMDE GÜNCEL TRENDLER

0
[vc_custom_heading text=”EĞİTİMDE GÜNCEL TRENDLER” use_theme_fonts=”yes”]

Her şeyin hızla değiştiği günümüzde teknolojinin ve kültürel değişimlerin hızını  ve  eğitimde güncel olan trendleri yakalayamazsınız çağın gerisinde kalıyorsunuz. İşte bu yüzden geleceğin getireceklerini görebilmek, en azından günü yakalamak her sektörde çok önemli. Konu eğitim olunca bu daha da önem kazanıyor. Ne de olsa gelecek nesilleri yetiştirmekten bahsediyoruz. Ve onlar bizlerden daha farklı. Endüstri 4.0’ın etkisiyle gündeme gelen Eğitim 4.0dan

EĞİTİM 4.0 NEDİR?

Eğitimde Oyunun Kuralları Değişiyor… ) eğitimde nelerin değiştiğinden detaylıca bahsetmiştim. Yeni bir kuşağa eski kalarak erişmemiz çok zor!
Eğitimciler olarak eğitimde yeni trendleri takip etmemiz, öğrencilerimize en iyi öğretebileceğimiz yöntemleri bilmemiz, görev aldığımız okulun imkanlarını ve kendi imkanlarımızı bu doğrultuda seferber etmemiz önemli. Çünkü eğitimcinin asıl görevi sınıf içi ve sınıf dışında mevcut durumu analiz edip, öğrencilerin daha iyi bir eğitim almaları ve daha iyi öğrenebilmeleri için gerekli uygulamaları hayata geçirmek.

Tekno sınıflar
Kara tahtalar yerlerini beyaz tahtalara, akıllı tahtalara çoktan bıraktı. Ama teknoloji sınıfın bir parçası olmalı artık, sadece akıllı tahtanın bir parçası değil. Tekno sınıflar sayesinde, kullanılan bir yazılım ile öğretmenler eğitimin bir parçası halini alan akıllı cihazlar üzerinden öğrencilerin neye ne kadar vakit ayırdığını bile kontrol edebilir hale geldi artık. Sınıfta bir konu işlenirken öğretmen ve öğrenciler online kaynaklara ulaşarak kendi görüşlerini destekleyen bilgilerle daha verimli bir tartışma ortamı yaratabiliyorlar. Öğrenciler, sunum yapmaları gerektiğinde kablosuz teknoloji ile sunumu doğrudan yansıtıp diğer teknik detayların ortadan kalkması ile zamanın daha kaliteli kullanılması sağlanabiliyor. Çoklu ekranlar sayesinde karşılaştırmalı olarak ders anlatımı yapılabiliyor. Aklınızın bir köşesinde olsun. Bakarsınız bir gün okul yönetiminizi ikna etmişsiniz.


Sosyal Duygusal Öğrenme 

Bir öğrenci koçu olarak, gençlerin kişisel sorumluluklarını bilmek, kendini yönetebilmek, ilişki kurmak, sağlıklı kararlar almak gibi konularda becerilerini geliştirmelerinin öneminin altını çizmek istiyorum. Sosyal duygusal öğrenmeyi sınıf ortamına taşıyabilmeniz için okulunuzun da çocuğu bir bütün olarak ele alması gerekiyor. Haklısınız ama… Her şeyi birilerinden beklemek yerimizde saymamız demek değil mi? Biraz kafa yorduğunuzda öğrencilerinizin sosyal ve duygusal becerilerine yönelik yapabileceklerinizi bulmanız işten bile değil

İçerik üreten öğrenciler


Bilgi bombardımanı içinde öğrencilerinizin bilginin doğruluğunu tartabilmesi gerekiyor. İşte bu beceriyi kazanabilmeleri için onlara içerik oluşturma ve aktardıkları bilgilerinin doğruluğunu bir şekilde göstermeleri için onları teşvik etmelisiniz.

Harmanlanmış Öğrenme
Artık tek bir öğrenme modelinin kullanılması yerine çoklu öğrenme modellerinin harmanlanmış olarak uygulanması dönemindeyiz.  İnternetten, eğitimle ilgili içerik sağlayan portallardan ve sosyal medyadan etkin bir şekilde yararlanılması artık bir zorunluluk.  Öğrencilerinizin en cok  nerede zaman geçirdiğine bakıp ve o zamanları  öğrenmeye dahil etmek gerek. Evet şu an, belki bizim için hayal gibi gelse de öğrenciler farklı zamanlarda farklı yerlerde öğrenme fırsatına sahipler. Uzaktan eğitim araçları öğrencilerin kendi hızlarına göre öğrenmelerine imkan sağlıyor ve bu uygulamalar hızla yayılıyor. Öğrenciler teoriyi sınıf dışında öğrenirken uygulama kısmı yüz yüze sınıf içinde yapılıyor.

Geliştirici ve yapıcı değerlendirme
Geri bildirimlerinizle birlikte öğrencilerinizin kendilerini değerlendirmelerine fırsat tanıyın. Böylece kendi hedeflerini anlamalarına da yardımcı olursunuz. Öğrencilerinizin artan iç motivasyonu ile artık notlar değil öğrenme önem kazanır. Öğrenen öğrencinin de notu zaten yüksek olur. Sadece notların değil artık bilişsel olmayan becerilerinde ölçüldüğü bir değerlendirme sistemi olması  kaçınılmaz.

Öğretmenin Öğrenmesi
Öğrenciliğin bitmediğini öğretmenlerden daha iyi kimse bilmez. Ama öğretmenlerin öğrenmesi giderek daha da önem kazanıyor. Artık öğretmenler kendi hedeflerine ulaşmak için kendi yollarını belirlemeye teşvik ediliyorlar. Öğretmenlerin öğrenme eğrisi 2 yıl olduğunu  düşünürsek  buraya daha çok  zaman ayırmak   gerekiyor.

El üstünde tutulan öğretmenler
Evet artık öğretmenler el üstünde tutulacaklar. Çoktan vakti gelmiş de geçiyordu.  Öğretmen deneyimi önem kazandığı için öğretmen kavramı ve beklentiler de evrilecek gibi. Öğretmenlerin fikirlerini paylaşabilecekleri ortamlar yaratılması öncelik kazanıyor. Öğretmen ve öğrencilerin işbirliği içinde olduğu bir öğrenme ortamında birlikte var  olacaklar. Elbetteki yetkinliklerini sürekli geliştiren öğretmenler için

Velilerle işbirliği içinde olmak
Velileri işin içine sokmak öğrencinin başarısını arttırıyor. Okul-aile arası ilişkilerin güçlendirilmesi öğrenmeyi de tetikleyecek. Nasıl mı? Anketler ve yüz yüze görüşmeler ile. Teknolojiyi de unutmamak gerek. Aile ile öğrencilere verilen destek arttıkça öğrenme de başarı da artacak.

İşte önünüzde yepyeni bir yıl… 2018’i kendiniz ve öğrencileriniz için öğrenme açısından unutulmaz bir yıl yapmak sizin elinizde. Tek yapmanız gereken bakış açınızı değiştirmek ve kaynakları nasıl kullanacağınızı görebilmek.

Kaynaklar:

  1. https://www.english.com/blog/education-trends
  2. https://www.eschoolnews.com/2018/01/05/industry-experts-10-education-trends-2018/

Çocuğunuza mı Konuşuyorsunuz , Çocuğunuzla mı Konuşuyorsunuz?

0
[vc_custom_heading text=”ÇOCUĞUNUZA MI ÇOCUĞUNUZLA MI KONUŞUYORSUNUZ?” use_theme_fonts=”yes”]

Yeniden düşünmek gerek çocuklarla konuşurken çocuğunuza mı konusuyorsunuz  çocuğunuzla mı konusuyorsunuz? Öğrenci Koçluğu’nda gençlere sorarız seninle konusyor ailen sana mı konuyor diye … Konuşmanızın onun gelişimi üzerine etkisini biliyorsunuz. Ama belki de dikkat etmediğiniz şey onunla nasıl konuştuğunuzun da önemi olduğu. Yapılan son araştırmalar çocuğunuzla konuşma şeklinizin onun beyin gelişimini doğrudan etkilediğini gösteriyor. Çocuğunuz konuşmayı öğrenmemiş dahi olsa, kelimeleri öğretmek için kullandığınız resim kartları yerine onlarla konuşmanız, sohbet etmeniz öneriliyor.

4-6 yaş arası çocuklarla yapılan bir çalışmada, gerçekleştirilen testler ve beyin emarı, konuşma sırasında çocukların beyninin değiştiğini, konuşma becerisinin geliştiğini ortaya koymuş. Üstelik ailenin gelir ve ekonomik düzeyi ne olursa olsun sonuç değişiklik göstermemiş.

İşte yaşı kaç olursa olsun asıl önemli olan şu:

Arada ince bir çizgi var. Yani ona bir şeyler söylemek yerine, sohbet etmelisiniz. Aradaki fark açık, değil mi? 1995 yılında yapılan bir araştırma, durumu iyi olan ailelerin çocuklarının, durumu kötü olan ailelerin çocuklarına göre, 3 yaşına geldiklerinde 30 milyon daha fazla kelime duyduklarını ortaya koymuş. Düşünün bir kere. 30 milyon kelime… Hayatınızda nasıl büyük bir fark yaratır.

Yine 1995 yılında yapılan diğer bir araştırmada, araştırmacılar her ay 42 aileyi ziyaret ederek en az 1 saatlik “aile sohbeti” ortamı yaratmışlar. Aile sohbeti sırasında konuşulan konuların ne olduğu ve anne-baba yaklaşımının olumlu ya da olumsuz olduğu konularına dikkat etmişler.  Yaptıkları tüm konuşma kayıtlarını analiz etmeleri tam 6 yıllarını almış. Sonuçlar? Refah düzeyi düşük olan ailelerin çocukları saatte 600 kelime, çalışan anne-babaların çocukları saatte 1200 kelime, meslek sahibi ailelerin çocukları saatte 2100 kelime duyuyormuş.

Araştırmaya katılan ailelerin çocukları 9 yaşına geldiğinde okuldaki başarıları da takip edilmiş. Sonuç? Çocuk 3 yaşına gelene kadar kendisiyle ne kadar çok konuşulursa zekası ve iletişim becerileri o kadar gelişiyor, okulda o kadar başarılı oluyor. Peki ya televizyon? Onu hiç sormayın. Yardım etmediği gibi zarar verici bir etkisi olduğu ortaya koyulmuş. Aslında hangi sosyal sınıftan olursa olsun, çocuğuyla konuşan ailelerin çocuklarının okul başarılarının da benzer olacağı sonucuna varılmış.

2008 yılında yapılan başka bir araştırmada, 120 ailede 10 hafta boyunca çocuklarına 16 saat boyunca tüm konuşmaları kaydedecek bir cihaz kullandırılmış. Aile sohbetinin yer aldığı ailelerde 10 hafta sonunda kullanılan günlük kelime sayısı 8000 ila 13.000 arasında (yani % 55 oranında) artmış.

Çoğunuza mı Konuşuyorsunuz , Çocuğunuzla mı Konuşuyorsunuz?

Bakıcılarla yapılan başka bir araştırmada 6 hafta boyunca bakıcıların çocuklarla sohbetlerini kayıt etmeleri sağlanmış. 6 haftanın sonunda bakıcıların kullandığı kelime sayılarında artış olduğu, bunun sonucunda da çocukların kullandığı kelime sayılarında artış olduğu gözlemlenmiş.

Bugün baktığımızda çocukların kelime haznelerini geliştirmek için birbirinden farklı birçok uygulama ve oyuncak olduğunu görüyoruz. Ama sorun şurada. Amacımız çocukları kelime bombardımanına tutmak olmamalı. Aslolan, insan ilişkileri ve sosyal ilişkiler. Bu da “karşılıklı” sohbet etmekten geçiyor. Sadece kelimeyi bilmek iletişim becerisini beraberinde getirmiyor.

Çocuğu ile sohbet eden refah düzeyi düşük bir ailenin çocuğunun dil becerisi, sohbet etme şansı olmayan, sadece kelimelerin uçuştuğu refah düzeyi yüksek bir ailenin çocuğuna göre daha çok gelişiyor ya da benzer dil becerisine sahip olabiliyor. Tüm imkanlarımızı tüm iyi niyetimizle çocuğumuzun gelişimini desteklemek için kullanırken, bazen en basit şeyleri atlayabiliyoruz. Sohbet etmek gibi… Olanaklarınız kısıtlı  ise  çocuğunuzla yapacağınız çok az  şeyden biri  ki -en etkililerinden biri -de sohbet etmek…

Araştırma sonuçları da bunu destekliyor zaten… İstediğiniz kadar kelime bilin, onları konuşmaya dökemiyorsanız bir terslik var demektir. Bir düşünün… Sürekli dinleyen biriyseniz, iletişiminiz güçlü müdür? Peki ya sürekli konuşan sizseniz? Aslında çok basit, değil mi? İletişim karşılıklıdır. Çocuğunuzun iletişim kurabilmesini istiyorsanız onunla konuşmalı, konuştuğunuz kadar da ona konuşma hakkı tanımalısınız. Zaten sohbet bu demek değil mi?Ayrıca sohbet etmek daha karmaşık bilişsel becerileri de geliştiriyor. Zira sohbet hem konuşmayı hem dinlemeyi gerektirdiği için karşınızdakini anlama ve uygun şekilde cevap verme becerisi de geliştiriyorsunuz.

Yukarıda bahsettiğim 4-6 yaş arası çocuklarla yapılan çalışmada çocuklar ev ortamında takip edilmişler ve sürekli olarak beyin taramaları yapılmış. Sonuç olarak, hikaye dinleyen, sohbet eden çocukların yani daha çok sohbete ya da dil kullanımına dahil olan çocukların duydukları kelime sayısı ne olursa olsun dil testlerinde daha iyi notlar aldığı tespit edilmiş. Beyin taramalarında ise bu çocukların biyolojik beyin gelişimlerinin de olumlu etkilendiği gözlemlenmiş. Yani çocuğunuzla küçük yaşlarda yapacağınız sohbet, beynin biyolojik büyümesini etkiliyor. Alt tarafı sohbet deyip geçmemek gerekiyor. Elindeki tek imkanı sohbet olan bir aile bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde çocuğunun gelişimini olumlu yönde destekleyebiliyor.

Yeniden düşünme zamanı

Şimdi tüm bu anlattıklarım ışığında bir dikkat edin; çocuğunuza mı konuşuyorsunuz, çocuğunuzla mı konuşuyorsunuz?Sadece konuşuyorsanız, isterseniz nefessiz kalana kadar konuşun, monologdan öteye gitmediğiniz için bunun çocuğunuzun gelişimine katkısı tartışılır. Ama çocuğunuzla kısa kısa sohbetler bile etseniz onun dil gelişimine, iletişim becerisine ve beyin gelişimine destek oluyorsunuz. Kurduğunuz duygusal bağ sayesinde hayatının belki de en zorlu süreci ergenliği daha kolay atlatması, sevildiğini ve değer verildiğini hissetmesi de cabası!

Kaynak:

  1. https://www.weforum.org/agenda/2018/02/how-you-talk-to-your-child-changes-their-brain
  2. https://opinionator.blogs.nytimes.com/2013/04/10/the-power-of-talking-to-your-baby/

ÇELİK GİBİ SAĞLAM BİR ÖĞRETMEN NASIL OLUNUR?

0
[vc_custom_heading text=”ÇELİK GİBİ SAĞLAM BİR ÖĞRETMEN NASIL OLUNUR?” use_theme_fonts=”yes”]

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “resilience” yani psikolojik dayanıklılık sadece çocuk ve gençlerin sahip olması gereken bir beceri mi? Elbette değil. Bu gençlerle ilişki halinde olan, onların dayanıklı olmasını destekleyecek öğretmenlerin önce kendilerini güçlendirmeleri gerekmez mi?

Dayanıklılık, başına beklenmedik bir durum geldiğinde onunla baş edebilmeyi,  başarısızlıklardan yılmayıp tekrar yola devam etme gücü göstermeyi anlatan bir kelime. Rüzgarlarda savrulmamak, hayata karşı sağlam durmak demek yani.
Bir öğretmen gün içerisinde onlarca zorlayıcı durumla karşılaşabiliyor. Türlü özelliklerde öğrenciyle, meslektaşlarıyla, okul yönetimiyle ve veliyle iletişim halindeyken karşılaşmaması mümkün de değil gibi… Özellikle özel okullardaki rekabet ortamı ve yoğun çalışma saatleri mevcut stresin üzerine stres katıyor.  Özel hayatı da cabası.  Hele ki ekonomik belirsizlik rüzgarlarının estiği böyle bir dönemde özel hayatında kapı gibi sağlam olup, işine bunu yansıtmamak da ayrı bir beceri ister. Her şeyin hızla değiştiği bir çağda belirsizlikle baş edebilmeyi öğrenmek artık belki de herkesin edinmesi gereken bir beceri iken geleceğin yetişkinlerini emanet alan öğretmenler için bu beceri hayati bir öneme sahip.

Burada belirsizliğin hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmek ilk adım olmalı. Böylece belirsizliği bir stres kaynağı olmaktan çıkarmak mümkün. Bu da ancak, her ne kadar zor görünse de, beklenmedik değişiklikleri ve muhtemel olumsuz durumları bir gelişim fırsatı olarak görmek dayanıklılığı arttıracaktır.  Aksi halde kişi kendini güçlendirecek tedbirler almazsa yorulup yıpranması, bezginlik ve çaresizlik hissetmesi, verimliliğinin düşmesi işten bile değil! Bir öğretmenin, bu durum kalıcı bir hal almadan, rüzgarı da yağmuru da yara almadan atlatabilmesi için kökleriyle toprağa daha sıkı tutunması, dimdik ve daha sağlam durması için ne yapması gerekir?

Aslında bu konuda yapılan araştırmalar, dayanıklılığı etkileyen faktörler arasında yaş, cinsiyet, çalışılan okul gibi faktörleri dikkate alsa da, olumsuz şartlarla mücadelede esas olarak kişiliğin etkili olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla öğretmenlerin önce işe kendilerinden başlamaları gerekiyor.

Kendinizi Tanıyın

Öğrencilerinizi tanımaya çalışıp her birine ihtiyacı olan ilgi ve öğretme şeklini sunarken, her gün aynada gördüğünüz yüzü es geçerseniz o da kolay yıpranır. Sorun bakalım o aynadaki kişinin değerleri nedir, neleri tercih eder, becerileri, kuvvetli yönleri neler. En önemlisi hedefi, amacı ne? İşte bu amaç, zor durumlarda size devam etme gücü verecektir. Bunun dışında görev ve sorumluklarınızı bilin, hak ve yetkileriniz hakkında bilgi sahibi olun. Bunları bilmek sizi olaylara karşı güçlü kılar. Öğretmen olarak görevlerinizin yazılı olduğu  yer neresidir? Siz daha önce görevlerinizi  okudunuz mu  yoksa kulaktan dolma olarak doğaçlama mı  öğrendiniz ? Bunları kendinize sormalısınız. Bu bilgilere ulaşabilmek sınırlarınızı  hareket alanınızı  belirlemek adına size güç katar.

Duygularınızı anlayın

Malzemesi insan olan bu öğretmenlik mesleğinde duygu yönetiminin büyük önemi olduğu konusunda hemfikir olacağımızdan eminim. Zira öğretmenlik farklı kişilerle( meslektaş, öğrenci, veli ) iletişimi dolayısıyla duygularını yönetiminde daha da usta olması  gerekiyor. Hem kendinizin hem de öğrencilerinizi duygularını anlamadan onları  yönetmek  ise mümkün değil. Şu anda ne hissediyorum, bu  duyguyu bende yaratan şey nedir, gibi soruları sormak  ve cevaplarını aramak  gerekiyor.

Duygular aslında hayatımızı şekillendirmedeki en önemli pusulamız. Aman dikkat, hedef üzgün, mutsuz, kızgın hissetmemek değil. Aksine olumlu olumsuz hiçbir duygunuzu halının altına süpürmemek.  Bu onu sonuna kadar yaşayın demek de değil.  Örneğin kızgınsanız, bağırın çağırın rahatlayın demiyorum. Bu kısa vadeli bir çözüm olur. Bir daha aynı şey yaşandığında yine sinirlenebilirsiniz. Önemli olan öfkeyi oluşturan durumu ortadan kaldırmak yada böyle bir durumla karşılaştığınızda ne yapacağınızı nasıl davranacağınızı önceden belirlemek ve duyguları yönetebilmek. Duygunuzu önce fark edin, tanımlayın ve kabul edin. Edin ki kaynağını bulup, sizi öfkelendiren şey için tedbir alabilesiniz. Duygularınızı  anlayıp yönetmek yerine onları bastırmayı ve yüzünüze bir gülücük kondurmayı seçerseniz biriken  duygular  sizi rahat bırakmayacak ve daha  sonra onarılmaz sonuçlara neden olacaktır.

Bakış açısı önemlidir

Olaylara nereden baktığınız önemlidir. Eğer olan biteni kişisel almamayı başarırsanız, bu sizi daha kuvvetli kılar. Örneğin sınıfta ders anlatıyorsunuz, öğrenciniz size bakıp gözlerini devirdi. Bu durumu size yapılmış bir saygısızlık olarak da görebilirsiniz, 12 yaşında bir öğrencinin olağan tavrı olarak da. İkincisi olarak görmeniz, hiç sinir harbi yapmadan dersi anlatmaya devam edebilmenizi sağlar. Öğrenen konumundan, öğreten konuma geçen bir öğretmen olarak öğrenen konumundaki bakış acısı aslında size hiç de yabancı değil. Sadece hatırlamaya çalışın, o ana geri dönün… Göreceksiniz o sıralarda oturan bir öğrenci olarak bakmanın nasıl olduğunu hatırlayacaksınız.

Birlikten Kuvvet doğar

Tek başına kapı gibi dayanıklı olmaya çalışmak yerine iş arkadaşlarınız, öğrencileriniz, velileriniz ve yöneticileriniz ile el ele vererek ilerlemek sizi daha dayanıklı kılar. Siz istediğiniz kadar öğrencilerinize bir beceri kazandırmayı çalışın evde bu beceri desteklenmezse yarı yolda kalabilirsiniz. Öğrencilerinize dersi öğretme tekniğinizi yönetim onaylamazsa bir adım öteye geçemeyebilirsiniz. İşte o yüzden henüz okullar yeni açılmışken tüm bu ilişkilerinizi yeşertmek ve güçlendirmek için görüşmelerinizi yapın, sene boyunca da iletişimde kalın. Ayrıca, unutmayın okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlar sadece öğrenciler için değildir. Size de ihtiyacınız olan konularda rehber öğretmeninizden destek alabilirsiniz.

Anda kalın

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların büyük bir kısmı şimdiki zamanda değil, geçmiş veya gelecekte yaşıyorlar. Gelecekte yaşayan %65’i “emekli olunca yapacağım”, “çocuklar evlenince yapacağım,” “param olunca yapacağım “ gibi cümlelerinden tanırsınız. Geçmişte yaşayan %30’u ise “bizim zamanımızda”, “ben küçükken,” “eskiden,” diye başlayan cümlelerinden tanırsınız. Geriye kalan sadece % 5 şimdide yaşıyor. Halbuki bizlerin ancak ve ancak anda kalarak geleceği değiştirmek için bir gücümüz var. Geçmişi değiştiremeyiz ama geçmişe olan bakış açımızda değişiklik yapabiliriz. Her gün bir önceki halinizden daha da iyi daha da yetkin oluyoruz. Anda kalmak demek nerede ne gibi bir gücünüz olduğunu bilmek ve bunu efektif kullanmak demek.

Ölü Ozanlar Derneği filmini izlemişsinizdir. Carpe Diem sözleri o filmi izleyen herkesin beynine kazındı sanki. Carpe Diem, yani anı yaşa. Bu geçmişi unut, geleceği önemseme demek değil tabi ki. Geçmişi ele aldınız, gelecek için yani bu okul yılı için hedeflerinizi belirlediniz. Programınız, planınız hazır. Derse girdiniz. İşler hayal ettiğiniz gibi gitmiyor. İşte o noktada “neler olduğunu yargılamadan anlamaya” çalışırsanız günlük kötü sürprizleri bertaraf eder, planınızı yakalarsınız. Ne sizin ne de bir başkasının da midesi ağrımaz. Kendinize bir yöntem belirleyin. Bu bir nefes tekniği olabilir, size anda kalmayı hatırlatacak bir motto olabilir. Sanki biri düğmenize basmış da bir an zamanı durdurmuşsunuz etkisi yapacak bir şey olmasına dikkat edin. Sizi sakinleştirecek, endişenizi silip süpürecek bir şey. Sonrası kendiliğinden gelecek zaten.

Kendinize iyi bakın

Kelimenin tam anlamıyla kendinize iyi bakın diyorum. Fiziksel olarak, zihinsel olarak sağlığınızı korumalısınız. Uykunuzu tam almalısınız. Uykusuz, yorgun, hasta, stresli biri ne kadar sağlıklı düşünebilir, ne kadar öğrenebilir, ne kadar öğretebilir. Dayanıklılıkta birinci kural bence bu… Önce ben demeyi öğrenin. Bencil olun demiyorum. Gaz maskesini önce kendinize takmaktan bahsediyorum. Tabii bir ister spor olsun, ister yoga ya da pilates gibi farklı disiplinler eğer düzenli olarak en azından birini yapmaya vakit ayırabilirseniz bu da sizi güçlendirecektir.  Sevdiğiniz bir şeyleri yapmak da sizi mutlu edecektir. ‘Bir kereden bir şey olmaz’ demeyin ve bir kerelik mutluluklar için kendinize fırsat tanıyın. İçinizde sizi dürten her ne ise bir kere için olsun tutun ve görün bakın neler oluyor.

Olumluya odaklanın

Çoğu zaman hepimizin düştüğü hatadır: neler yapabileceğimizden çok nelerin mümkün olmadığına odaklanırız. Biraz da beynin çalışma şekli bizi buna iter. Hani mutluluk hemen unutulur ama üzüntü yıllarca bizi takip eder ya (tabi izin verirsek)… İşte beyin de ters giden her şeyi tehdit olarak algılar ve onlara odaklanır. Çocuklara bile ne yapmayacaklarını söyleriz, öyle değil mi? Koşma, terleme, konuşma… Yani istemediklerimizi… Peki ya istediklerimiz? Doğal olarak sınıfta öğrencilerinizin dikkatle sizi dinlemesini istersiniz. Ama dikkatiniz hep sınıfın haylazındadır. Konuşmaması için onu uyarırsınız. Evet sınıfın düzenini bozuyor olabilir. Ama siz olumlu davranışına odaklanır, onu fark eder ve fark ettirirseniz sınıf içi olumsuz davranışların da azaldığını göreceksiniz.  Yeter ki gördüğünüz olumluya odaklanın ve onu daha da görünür hale getirin.

Tutku Önemlidir

Şarkıda dediği gibi “ne yaparsan yap, aşk ile yap”. Zira isteksiz, elinin ucuyla yapılan şeyin sonucu ne kadar iyi olabilir ki? Sonuçtan siz memnun değilseniz kimse değildir. Halbuki coşkuyla yaptığınız, sonucundan memnun kaldığınız bir şey sizi daha iyisi için motive edecektir. Her işe aynı şevkle yaklaşamayabilirsiniz tabii ama hedef hep elinizden gelenin en iyisini yapmak olsun. Böylece hem size ilham olur hem başkalarına.

Uluslararası Koçluk Federeasyonu’nun yönetim kurulana aday olurken yaptığım konuşmada “herkes çorbada tuzum olsun der, ben çorbaya tutkumu katmak istiyorum,” demiştim.  Tutku sizi ayakta tutan ve işinizde ya da her ne yapıyorsanız yaptığınız şeyde sizi daha da ileriye götürecek olan şeydir. O tutkuyu yakalamak için öğrencilerinizin gözlerinin içine bakın yeter.

Öğrenmeye Devam Edin

İnsana yaşamak için bir sebep veren en önemli duygulardan biri de merak. Meraklı insan, her duruma ben ne öğrenebilirim diye bakar, gözünü kulağını daima açık tutar. Yeni şeyleri denemekten kaçmaz. Kendini daha donanımlı hale getirir. Bilmek insanı güçlü kılar.   Öğrenmekten vazgeçmeyin ama öğrendiklerinizi de paylaşın. Öğrencileriniz ya da değil, söyleyeceklerinizden ilham alacak olan birileri vardır. Söyleyecekleriniz belki de onlara ışık olacak.

Bir eğitim koçu olarak ben de hiçbir öğrenme fırsatını kaçırmıyorum. Son dönemlerde girdiğim sınavlardan birinde sorular gerçekten çok güzeldi ve öğreticiydi pek çok  sloruyu  anlamlı olduğu  için hatırlıyorum. Mesela “saniyenin onda biri” diye bir kural varmış onu hiç duydunuz mu bilmiyorum amam atletizm yarışmalarında start alırken geçerli bir kuralmış. Sınavlar bile sadece bir ölçme aracı değil aynı zamanda da bir öğrenme aracı.

Yaratıcılık ve Oyun

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yetişkinlerin hayattan sıkılmasının en önemli nedenlerinden biri oyun oynamayı bırakmış olmaları… Bir ergenin büyüme merakı içinde oyun oynamayı bırakması doğal olabilir ama bir yetişkin olarak bizler artık biliyoruz.  Ve bilen olarak sorumluluğumuz “yapmak.”

Bu gözle bakıp kendinize bir sorun: En son ne zaman oyun oynadınız? Dersi oyun gibi işlemekten bahsetmiyorum, onu da yapın tabii de bizzat sizin kendinizin oyun oynamasından bahsediyorum. Oyun, sadece çocuklar için değil, büyükler için de can damarı aslında.  Aman ekran oyunlarını kastettiğimi sanmayın, zira onların bazıları daha da strese sokuyor.

Hayata renk katan, keyif katan ve yaratıcılığı besleyen oyunlardan bahsediyorum. Tüm bunlar insanı iyi hissettiren, ruhunu besleyen ve psikolojisini kuvvetlendiren şeyler. Düşünsenize bir, zaman kısıtınız var, zil çalmadan bir şeyleri bitirmeye çalışıyorsunuz. Tam o sırada bir öğrenciniz kitabını düşürdü. Modunuz iyiyken bu duruma nasıl tepki verirsiniz, modunuz kötüyken nasıl? O yüzden size iyi gelen şeylerle, ruhunuzu besleyin. Besleyin ki, aç kalıp bir yerlere saldırmasın.  Kısaca her zaman, her şartta hayatın keyifli yanlarına bakıp hayata oyun katın.

Değişime Açık Olun

Geçen yıl biliyorsunuz birdenbire adı TEOG olan sınav kalkıverdi. Yeni sistem epey bir süre belirsizliğini korudu. Bu süre zarfında birçok öğrenci ve veli panik yaptılar. Peki kim başarılı oldu? Sakince yeni durumu analiz eden ve bu yeni duruma göre aksiyon alabilenler. Yani “dayanıklı” olanlar. Eğitim sistemimizde ya da okul içerisinde her an değişiklikler olabilir, oluyor da. Bunlar olduğunda şikayet etmek, geçmişe takılı kalmak, ahlanıp vahlanmak kesinlikle çözüm değil. Sakinliğinizi koruyun ve yeni durumu anlayın. Belki de daha iyi olacak.

Güzel Şeyleri Fark Edin

Hep kötü şeyler olmuyor aslında, sene içinde birçok başarıya, güzel ana, içinizi ısıtan olaylara da şahitlik ediyoruz.  Ama araştırmalar göstermiş ki, insan doğası daha çok kötüyü hatırlama eğiliminde. Siz öyle yapmayın. İyi gördüğünüz her şeyi parlatın. Parlatın, kutlayın, şükredin ki çoğalsın. Nasıl bir kitapta önemli şeylerin altını çizersiniz ve sonra o sayfaya bakınca ilk göze bu altı çizili satırlar çarpar siz de güzel şeylerin altını çizerseniz, akılda kalanlar onlar olur. Kim güzel şeyler yaşadığı bir yere koşa koşa gitmez ki?

Öğretmen olarak daha üretken olmanın yolu daha dayanıklı olmaktan geçiyor. Aslında hayatta hangi rolü üstlenirseniz üstlenin -bu öğretmen olur eş olur, kardeş olur, anne olur, evlat olur- önce insan olarak “dayanıklı” olmak önemli. Siz yoksanız ve hayatı kutlamıyorsanız diğer olduklarımızın hiç bir önemi kalmıyor.

Kaynaklar
https://www.cultofpedagogy.com/resilience/
http://dergipark.gov.tr/download/article-file/84797
http://blogs.edweek.org/teachers/coaching_teachers/2017/08/12_ways_to_boost_resilience_in.html

ICF Sertifikalı Bir Koç Olmak

0

ICF sertifikalı bir koç olmak… Uluslararası Koçluk Federasyonu Akredite bir Eğitim Almak

Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF), koçluk mesleğinin liderliğini üstlenmiş küresel bir organizasyondur. ICF, koçluk mesleği ile ilgili yüksek standartlar belirleyen kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Koçluk endüstrisi hızlı gelişen bir alan ve bu endüstri içinde varlığınızı en etkili bir şekilde sürdürmek için ICF akredite İz Koçluk’ ta Eğitim ve Öğrenci Koçluğu eğitimini alarak koçluk mesleğine dahil olmak size rekabet üstünlüğü sağlayacaktır.

ICF, Koçluk eğitimi vermez ya da koç yetiştirmez. ICF eğitim programlarını nasıl olması gerektiği konusunda standartlar belirler. 1995 yılında kurulan ICF hızlı gelişen koçluk mesleğinin güvenirliliğini arttırmayı, koçların birbirleriyle bağlantı kurmasını kolaylaştırmayı amaçlayan 25.000’den fazla üyesi olan en eski, en geniş ve en büyük akreditasyon kuruluşudur.

İz Koçluk’ ta ICF akredite “Eğitim ve Öğrenci Koçluğu” ya da “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Koçluğu” programlarında eğitim alarak eğitim ve öğrenci koçu ve DEHB koçu olabilirsiniz. Her iki programda başarılı bir koçluk işini yürütmek için gerekli olan bilgi ve becerileri içerir.

ICF Sertifikalı bir koç olmak için 3 farklı seviyede koçluk unvanı verir.

  1. Associate Certified Coach (ACC)

Bu, ICF’nin sunduğu en temel koçluk unvanıdır. Bu, unvanı almış bir koç olmak için gerekli olan temel gereklilikleri yerine getirdiğiniz anlamına gelir. Bu gereklilikler şunları içerir:

  • Koçluk Eğitim Saati: 60 saat
  • Mentor Koçluk Saati: (ACC ve üstü ünvanlı bir koç ile) 10 saat
  • Koçluk Saatleri: 100 (70 saati ücretli olmalıdır)
  • Koç Bilgi Sınavı: Girmeli
  1. Profesyonel Certified Coach (PCC)

Bu profesyonel sertifika, koçluk becerilerinizi güçlendiren ileri düzey koçluk kursları ve eğitimleri aldığınız anlamına gelir. Gereklilikleri şunlardır:

  • Koçluk Eğitim Saati: 125 saat
  • Mentor Koçluk Saati: (PCC veya MCC ünvanlı bir koç ile) 10 saat
  • Koçluk Saati: 500 (440 saat ücretli olmalı)
  • Koç Bilgi Sınavı: Girmeli
  1. Master Certified Coach (MM)

Bu, ICF ile elde edilmesi en zorlu koçluk unvanıdır. Koçluk becerisinde ustalaştığınız ve koçluk sürecinde eğitiminize devam ettiğiniz anlamına gelir. Gereklilikleri şunlardır:

  • Koçluk Eğitim Saati: 220 saat
  • Mentor Koçluk Saati: (MCC unvanlı bir koç şile) 10 saat
  • Koçluk Saatleri: 2500.
  • Koç Bilgi Sınavı: Girmeli

Her seviyenin aynı bileşenlere sahip olduğunu fark edeceksiniz. Daha yüksek seviyelerde koçluk eğitimi alırken, daha fazla eğitim ve koçluk saati gereklidir. PCC ve MCC sertifikasyonunu elde etmek için bir PCC veya daha yüksek yetkinliğe sahip bir koç ile çalışmak gerekir.

Nasıl ICF Sertifikalı bir koç olabilirim?

İz Koçluk Eğitim ve Danışmanlık, size ICF onaylı bir eğitim alarak unvan almaya hazırlanmak için ihtiyacınız olan her şeyi sağlar.

Hedefiniz eğitim ve öğrenci koçu olmak ise İz Koçluğun Gençler ve Öğrenciler için Profesyonel Koçluk eğitim programı Associate Certified Coach (ACC) olma yolunda size rehberlik edecektir.

ICF sertifikasyon başvuru süreci nasıldır?

Eğitim ve mentorluk için gerekli saatleri sağlamak, muhtemelen eğitim çalışmasından daha uzun sürecektir. Bu saatler çok önemlidir, çünkü size becerilerinizi uygulama (koçluk eğitimi) ve bir uzmandan fikir edinme (mentorluk) fırsatı verir. Eğitim programını bitirdikten sonra, ACC unvanının almak için bu saatleri tamamlamanız gerekecektir. Bunları yaptıktan sonra başvuru için hazırsınız! ICF’ in başvurunuzu işleme koyması, izlediğiniz yola ve yönettikleri uygulamaların hacmine bağlı olarak genellikle birkaç hafta sürer.

ICF Sertifikalı bir koç olmak için başarılı bir koçluk işi kurmayı amaçlıyorsanız ICF onaylı bir eğitim almak, harcadığınız zamana ve emeğe değer.

Öğrenmek İçin Unutmak

0

Yeniden Öğrenmek için Unutmak, ilginç geliyor değil mi ? Zihinde yenilere yer açmak lazım hazır olmak lazım.

Anne babalara büyük iş düşüyor. Bir yandan kendi bildiklerini bırakıp yeniyi kucaklayacaklar, diğer yandan da bu alışkanlığı çocuklarına kazandıracaklar.

Hızla değişen bir dünyada yaşadığımızı söyleyip duruyoruz. Uzmanlar, öğrencilerin öğrendiklerinin büyük bir kısmını, bugün henüz var olmayan geleceğin işlerinde kullanamayacaklarını dile getiriyorlar. Geleceğin işleri derken 50-100 yıl sonrasından da bahsetmiyorlar. 10-15 yıl içinde bu bilgilerin çöpe dönüşeceği kanısındalar. Bu nedenle bizim için değişimin önündeki en büyük engel, bildiklerimiz olabilir.

Günlük hayatımızdan basit bir örnek vereyim; artık telefonla aramak yerine sosyal medya üzerinden mesajlaşarak haberleşiyoruz. Çevrenizde cep telefonlarını biraz beceriksizce de olsa kullanmaya çalışan ileri yaşlarda tanıdıklarınız vardır. Aslında devrin değiştiğini kabullenip çağa ayak uydurmaya çalıştıkları, bir anlamda eski bildiklerini bir kenara bırakıp yeniyi kucakladıkları için önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Bu örnekten hareketle, hayatımızın her alanında, öğrendiklerimizi bir kenara bırakma fikrine açık olmalıyız. Hal böyleyken anne babalara çok iş düşüyor. Bir yandan kendi bildiklerini bırakıp yeniyi kucaklayacaklar, diğer yandan da bu alışkanlığı çocuklarına kazandıracaklar. Yani işin en zor tarafı onlarda. Yeniden öğrenmek için unutmaya herkesten önce başlayacaklar.

Tıpkı evinize yeni bir şeyler almak istediğinizde, eskileri göndermeniz gibi yeni bilgilere yer açmak için eskileri bir kenara bırakmanız gerekiyor. Aslında bildiklerimizi unutmaktan bahsetmiyorum. Bu konuda araştırma yapanlar öncelikle “unlearning”’in tanımının doğru yapılması gerektiğinin altını çiziyorlar. “Unlerarning”in tanımını da “önceden bildiklerimizin bize koyduğu sınırları kaldırmak” şeklinde yapmak gerekiyor. Yani bir adım geri atıp farklı açıdan bakabilmeyi, eski alışkanlıkları bırakabilmeyi kastediyorum. İşte buna “unlearning” deniyor. Yani önce öğreniyoruz, sonra gerekli olduğunda esnek davranıp öğrendiğimizi unutuyoruz ve ardından yeniden öğreniyoruz.

Evet, öğrendiğini unutmak yeni şeyler öğrenmeyi gerektirse de aslında “bilgi edinmek” değil de bildiklerimizi sorgulamak “unlearning” için gereken ilk adım. Bu süreç bildiklerimize eleştirisel olarak bakmamıza ve yaratıcı fikirler üretmemize de yardımcı oluyor.

Unutmak ve yeniye hazırlanmak

Bundan 15-20 sene önce çocuklara okuma yazma öğretmek için harflerin isimleri öğretilirdi. Oysa harfleri isimleri ile değil sesleri ile okuyoruz. Yani “abla” kelimesini okurken b harfini “be” değil “bı” olarak okuyoruz. Harflerin seslerini öğrenen çocuk, art arda sesleri söyleyince otomatik olarak kelimeyi okuyabiliyor. Bu basit örnek bile bildiklerimizi bir kenara koymanın eğitimde yaratacağı farkı çok net ortaya koyuyor.

“Yaratıcı fikirler için eski bildiklerini yok sayma” konusunu masaya yatıran Viyana Üniversitesinden Grisold ve Kaiser ile Chicago School of Professional Psycology’den Hafner’in 2017’de yayımladıkları makale(1) eski bildiklerini “dikkate almamanın” bireysel seviyede yaratıcılığı tetiklediğini ortaya koyuyor. Yaptıkları vaka çalışmalarından birinde Avusturya’da 17 ve 18 yaşlarındaki 31 öğrenci ve 2 öğretmenin davranışları incelenmiş. 12 öğrenci ve 2 öğretmenden oluşan birinci gruba, mevcut eğitim sistemini unutturacak ve zamanda yolculuk yapmış hissettirecek görsel ve işitsel unsurlar içeren bir dizi bilişsel uygulama yapılmış ve sonrasında 2020 yılına geldikleri söylenen deneklerden ideallerindeki okulu tanımlamaları istenmiş. İkinci gruptaki 17 kişiye ise böyle bir uygulamadan geçmeden ideal bir okul için bugün neleri değiştirecekleri sorulmuş. Yani cevaplarını bugünkü deneyimlerine dayandırmışlar. İkinci grup, mevcut sisteme bir şeyler ekleyerek iyileştirme yöntemleri bulurken ilk grup skype üzerinden eğitim gibi durumu toptan değiştirecek yaratıcı ve radikal fikirler üretebilmişler.

Ama insan “unut” deyince eski bilgilerini unutuvermiyor. O zaman yaratıcılığımızı eski bildiklerimizin gölgesi altında kalmayıp serpilip büyümesi için gerekli gün ışığına nasıl kavuşturabiliriz?

  • Ev ortamında “unlearning” sürecini başlatabilmek için öncelikle çocuklarınızın değiştirmesini istediğiniz bilgi ve davranışı anlamalarını sağlamalısınız. Neyi, neden değiştirmesi gerektiğini anlamadan bildiğini bir kenara bırakmak, kimse için mümkün olmaz.
  • Sizin için bilindik olanı bırakmalısınız ki alışık olmadığınız uygulamalara yer açabilesiniz. Bunu önce siz yaparsanız teknoloji çağına doğmuş çocuklarınız peşinizden büyük bir istekle gelecektir.
  • Merak öğretir. Çocuklarınızda merak uyandırarak yeniyi kucaklamalarını sağlayabilirsiniz.
  • Nereye varacağını bilmek her zaman yol göstericidir. Ulaşılabilir hedefler belirleyerek, çocuklarınızın bildiklerini bir kenara bırakıp ulaştıkları başarıyla motive olmalarını sağlayabilirsiniz.
  • Hedefiniz değişim yaratmaksa, bunu elbette tek başınıza yapamazsınız. Kendinizle başlamak ilk adım. Sonrasında çocukları, ev halkını, geniş aileyi, arkadaşlarınızı işin içine katmalısınız.
  • Çocukların yaratıcılıkların desteklemelisiniz. Arkadaşları ile birlikte çalışmalarını teşvik etmelisiniz. Anne baba olarak onlara  güvenmeli, yönergeler vermek yerine kendi yollarını bulmaları için rehberlik etmelisiniz.

Bilgi ve Bilgelik

Öğrenmek aslında kolay. Zor olan öğrendiğini bir kenara bırakabilmek, unutmak, alışkanlıklarından vazgeçebilmek. Zira yepyeni bir düşünme süreci oluşturmamız, alışık olmadığımız yeni metotları denememiz ve eskiye yepyeni bir bakış açısı ile bakmamız gerekiyor.

Taoizmin kurucusu kabul edilen Çinli filozof Lao Tzu’nun dediği gibi “Bilgiye ulaşmak için her gün bir şeyler ekleyin. Bilgeliğe ulaşmak için her gün bir şeylerden kurtulun”.

Kaynaklar:

  1. https://trainingindustry.com/articles/strategy-alignment-and-planning/unlearning-in-the-time-of-continuous-
  2. https://blog.logicearth.com/unlearning-is-the-new-learning
  3. https://indiadidac.org/2018/02/teachers-as-educators-should-learn-to-unlearn/
  4. http://florakamdar.blogspot.com/2013/11/education-learn-unlearn-relearn.html

Referans:

  1. https://www.researchgate.net/publication/317330238_Unlearning_before_Creating_new_Knowledge_A_Cognitive_Process

*Bu haber ebeveynus dergisinin Aralık 2019 sayısından alınmıştır. Dergi aboneliği için lütfen tıklayınız.

Öğrenci Koçluğu Sertifikaları MEB Onaylı mı ?

0

Koçluk Sertifikaları MEB Onaylı mı ? İşte en çok karşılaştığımız sorulardan biri daha…

İster Öğrenci Koçluğu olsun , ister yaşam koçluğu olsun ister, Profesyonel Koçluk olsun ister kariyer koçluğu yada başına hangi kelimeyi koyarsanız koyun arkasından gelen koçluk kelimesi ile oluşturacağınız herhangi bir alanla ilgili alacağınız hiç bir sertifika Milli Eğitim bakanlığı onaylı değildir. Öncelik bunu bilerek bu doğrultuda koçluk   hakkında araştırma yapmak gerek.

Meb Onaylı Öğrenci Koçluğu
Meb Onaylı Öğrenci Koçluğu

Koçluk eğitimlerini onaylayan başka bir ifade ile akredite eden bir kaç kurum var.

Bunlar;

  • (ICF) Uluslararası Koçluk Federasyonu ki 3 ayrı statüde eğitim programlarını akredite eder
  • (EMCC) Avrupa Koçlar ve mentorler Birliği 2 ayrı statüde eğitimleri akredite eder
  • (AC )Koçluk Derneği 4 farklı statüde eğitimleri akredite eder

Bunların dışında da eğitimleri akredite eden kurunlar olsa da Türkiye ‘de en çok bu 3 kurumun akredite ettiği eğitimleri bulabilirsiniz.

Eğitimlerin akreditasyonu ne demektir? Her kurumun kendi içinde bir etik çerçevesi ve temel yetkinlik ve yeterlilikleri vardır. Akredite program demek bu etik çerçeve, yetkinlik ve yeterlilikler çerçevesinde hazırlanmış program demektir. Bu üç kurumun etik çerçevede ve temel yetkinlik ve yeterlilikler konusunda ortak noktaları oldukça fazladır. Bu programlar tarafından akredite bir eğitim aldığınızda da dünyanın pek çok ülkesinde koçluk yapmanız mümkündür.

Koçluğun Türkiye’deki durumuna gelince neden acaba sürekli MEB onaylı bir sertifika soruluyor. Aslında burada şunu söylemek isterim . MEB onaylı sertifika özellikle Eğitim ve Öğrenci koçluğu alanında en çok sorulan sorulardan biri. Çünkü Öğrenci Koçlarının sadece MEB e bağlı kurumlarda çalışacağı düşünülüyor. Koçluk serbest çalışabileceğiniz meslek ( meslek diyorum çünkü Haziran 2013 den beri mesleki yeterlilik kurulunun belirlediği meslek standartlar doğrultusunda resmi olarak bir meslektir) olduğu gibi mevcut mesleğinize ekleyebileceğiniz bir iletişim becerisidir de aynı zamanda.

3 faklı tanımlama

Yeri gelmişken 3 farklı tanımlamanın da ne olduğu konusunda biraz değinmek isterim

  • Koç olmak
  • Koçluk Yapmak
  • Koçluk Becerilerini Kullanmak

Koç Olmak; Koç olmak uzun süreli bir eğitimdir. Minumum 60 saatlik eğitim sonrası girdiğiniz yazılı sözlü sınavlardan başarılı olduktan sonra profesyonel koç olmak için aday olabilirsiniz. Aday olabilirsiniz diyorum. Çünkü herkes koçluk eğitimi alabilir ama herkes koçluk yapamaz. Nasıl ki insanlar eğitim aldıkları alanlardaki mesleklerini yapmazlar koçlukta öyle olabilir. Eğitim aldınız bu koç olduğunuz anlamına gelmez. Bu konu her meslekte olduğu gibi emek, yürek ve zaman işidir. Hele de konunuz insan hele ki bu insan bir genç yada çocuksa daha da özenli olmanız gereken bir konudur .

Koç olmanız sizin her alanda koçluk yapabileceğiniz anlamına da gelmez. Koçlukta diğer mesleklerde olduğu gibi uzmanlaşabileceğiniz bir alandır. Örneğin doktorlar temelde sağlık konusunda pek çok konuyu bilir ve alanına da hakimdir. Ancak uzmanlık alanları vardır. Dahiliye; Cildiye, Kalp Hastalıkları, Göz , Kulak Burun Boğaz vb. Örneğin karnınız ağrıdığında göz doktoruna gitmezsiniz ama göz doktoru karnınızın genel olarak neden ağrıdığı konusunda bilgi sahibi olabilir, bu sizi kısa sürede sağlığınıza kavuşturacağı anlamına gelmez ve bu yüzden de karın bölgesi ile ilgili uzman bir doktor ararsınız. Koçlukta tıpkı böyledir. Nasıl ki yöneticilik becerileriniz ile ilgili bir değişiklik yapmak istiyorsanız spor konusunda uzmanlaşmış bir koça gitmeyeceğiniz gibi eğitim ve öğrenme konusunda akademik olarak değişiklik yapmak istediğinizde bir yönetici koçuna gitmezsiniz. Ne istediğinizi bilmek ve bu konuda araştırma yapmak kime gideceğiniz ya da hangi eğitimi alacağınız konusunda size yok gösterecektir.

Koçluk yapmak: Önceden planlanmış bir ilişki doğrultusunda iki insan arasında bir hedefe doğru giderken değişim yaratmak amacıyla dinleme, soru sorma, geri bildirim, nasıl olacağını kavrama, teşvik ve takdir etme, cesaretlendirme ve güçlendirme vb. gibi tüm etkileşimleri tanımlamak için kullanılır.

Koçluk Becerilerini Kullanmak:  Kişilerin mevcut mesleklerinde , işlerinde koçluk becerilerini ve yetkinliklerini kullanmasını ifade eder. Öğretmenin koçluk iletişim tarzını kullanması, Bir insan kaynakları uzmanın kullanması, bir yöneticinin kullanması gibi

Kısaca özetlersem Koç olmak istiyorsanız uzun soluklu emek yürek ve cesaret isteyen bir yola girmeye hazır olmanız, koçluk yapmak istiyorsanız bu işe gönül vermeniz ve koçluk becerilerini hayatınızın bir alanında kullanmak istiyorsanız bu mesleğe ve kendinize inanmanız gerekir.

Öğrenci Koçuyla Çalışmayı Düşünmek ….

0
Öğrenci Koçu ne yapar?
Öğrenci Koçluğu

Öğrenci Koçuyla Çalışmayı Düşünmek 

Öğrenci Koçları ergenlerin ve genç yetişkinlerin akademik, kariyer, sosyal ve yaşam becerilerini geliştirmelerine destek olmak için araştırmaya dayalı, özelleştirilmiş bire bir koçluk yöntemleri kullanır. Bunlar, odaklanmalarına, öz disiplin sağlamalarına, aksiliklerle karşılaştıklarında esnek olmalarına yardımcı olan becerilerdir – böylece gençler yaşam becerileri geliştirerek kendilerini daha da güçlü olarak var ederler.

Bu beceriler, etkili çalışma teknikleri, not alma, dikkat, dikkatli karar verme, güçlü organizasyon, esnek düşünme, planlama, zaman yönetimi ve daha fazlasını içerir. İz koçlukta koçlarımız öğrencilerin hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için yönetici işlev becerilerini onlara öğretirler.

Öğrenciler yaşam boyu akademik ve kişisel başarıya hazırlamak için özel araçlar ve stratejiler önerirler. Öğrenci koçu olarak öğrencilerin kim olduğunu asla değiştirmeyiz, sadece en başarılı ideal benliklerini bulmalarına, oluşturmalarına destek olacak becerileri öğrenmelerine yardımcı oluruz!

Bir öğrencimin söylemini paylaşmak isterim “Koçumla çalıştığım süre boyunca daha etkili ve verimli çalışmamı sağlayacak stratejiler ve araçlar öğrendim”. Daha fazlası için lütfen sizden gelenler tıklayın ve bizimle çalışan gençlerin neler söylediğini okuyun

Eğer aşağıdakiler sana tanıdık geliyorsa,

  • Sınıfta odaklanmada sorun mu yaşıyorsun?
  • Daha iyi çalışma becerilerine mi yoksa daha iyi anlama becerilerine mi ihtiyacın var?
  • “Takılıp kalıyor musun” yoksa kolayca “pes mi ediyorsun”?
  • Sınava girerken stres ya da kaygı mı yaşıyorsun?
  • Sürekli ödev teslim tarihlerini mi kaçırıyorsun?
  • Ne zaman yardım isteyeceğini bilmiyor musun?
  • Ortaokula, liseye veya üniversiteye geçişte bunaldın mı?
  • Liderlik becerilerini mi geliştirmek istiyorsun?
  • “Tembel”, “dağınık” veya “motive olmamış” mı hissediyorsun?
  • Sosyalleşmede zorlanıyor ya da kendi istediğin gibi ifade edemiyor musun?

Bir koçla çalışmayı düşünebilirsin ….

 

 

En Çok Okunan Makaleler

Koçluk İle İlgili Makaleler

Öğrencilerin Başarıları İçin Koçluk Teknikleri Nasıl Kullanılır?

0
Bir öğretmen, bir akademik danışman, bir rehber öğretmen koçluk becerilerini mesleğinde nasıl kullanır? Öğrencilerin başarılarını arttırmak için öğretmenlerin yada özel ders öğretmenlerinin öğrencilerin tam olarak...